ahmet gürbüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet gürbüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2013 Cuma

Alemler ve biz denklemi

İlahi metinlerin hepsinin ortak/merkez düşüncesi, kainatı ve içindekileri yoktan var eden tek bir iradenin yani bir tek yaratıcının olduğudur. Her şeyin kendisinden neşet ettiği yüce yaratıcı Allah'tır (cc). İlahi irade, yarattığı hiçbir şeyi başı boş bırakmamıştır. Yaratılan her varlık tabiatın içinde belli bir süreyle, belirlenen bir mekanda, ve zamanda görevini ifa ederek yeryüzü sahnesindeki rolünü tamamlamış olacaktır. Bu ilahi yasa kıyamete kadar yüce yaratanın sünneti olarak (sünnetullah) devam edip, kıyametle (Büyük son) ile son bulacaktır.

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Ümmetin yitik hesaplaşması: 'Kerbela'

Yaklaşık 11 sene önce kaleme aldığım ve bir dergide yayınlanan yazımın, günümüz yaşanan sıcak siyasi hadiselerin ortaya çıkarttığı kırıcı ortamın yararsızlığı ve zararlarına dikkat çekmek yayınlama ihtiyacı duydum. Suriye etrafında yaşanan kırlmaların temelini teşkil eden ibretlik hadiseler 11 sene önce hangi sorunları içinde barındırıyorsa bugün için daha fazla yaralar açmakta ümmet bilincimizi dumura uğratmaya devam etmektedir. Allah bu ümmete feraset, ortak hedef ve kardeş olabilmeyi nasip etsin . Amin...

28 Mayıs 2013 Salı

Modern insan nasıl müslümandır?

Hayat hep süprizlerle doludur. İnsan için en önemli olan husus kendi temel ihtiyaçlarını namuslu bir şekilde karşılayabiliyor olmasıdır. Hayat bazan insana bundan daha fazlasını verirken bazanda temel ihtiyaçlarını bile teminde zorlar. Kişinin imtihanıda bu bolluk ile darlık arasında geçmektedir. Hemen hiç bir insan teki hayatı darlık içinde geçirmek istemez. Hep varlıklı olmak daha iyisine, daha fazlasına, daha lüksüne ulaşmak çabası ile geçer ömrü. Çok az insan vardır elindeki ile yetinmeyi bilen ve durmuna rıza gösteren. İşte insanın dünya ile ve mal ile olan imtihan serüveni budur. Yani benim, sizin ve dünyanın en ücra köşesindeki hiç tanımadığınız insanın imtihanı, hepsi ama hepsi aynı.

26 Mayıs 2013 Pazar

Suriye'de vurulan islam medeniyeti

Müslüman olmanın birinci şartı Kelime-i Tevhid sözünü bilerek ve inanarak söylemektir. Yani dil ile ikrar, kalb ile tasdikten ibarettir iman. İman etmiş yani kelime-i tevhid sözünü ikrar eden kimseye Müslüman denilir. Dil ile ikrar etmenin yönü insanlar nezdinde oluşudur yoksa aslolan kalp ile tasdikdir. Dil il ikrarın sırrı insanlara yöneliktir. Kalp kısmı ise Allah cc ya yöneliktir ki O, kişinin imanının hangi derecede olduğunu bilir. İmanın şartları hem K.Kerimde hemde Hdis-i şerflerde belirtilmiştir. Burada tarih içerisinde bir takım siyasi kırılmalar neticesinde oluşmuş itikadi tartışmaların içerisine çekmek değildir bu yazının hedefi. Bu yazının hedefi , bu tarihi kırlmalar neticesinde oluşmuş ve siyasi mülahazalar ile taraflara dönüşerek bugün siyasi çekişmelerin kullandığı ve kendine haklı bir zemin üretmek için bu itikattan beslenen şiddet tarftarlarına bir ihtar ve uyarı olması içindir.

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Müslümanların yaslı 366. günü...

Bir 365 dünya gününü daha yetim geçirdik
Gök kubbenin altında, dağalmış tesbih taneleri gibi
Ayrı ayrı
Başı kopartılmış yaralı ceylanlar gibi, yavrusunun kanıyla kına yakan mahzun anneler gibi
Bir 365 günü daha kara bulutlar arasında ürkek ceylanlar gibi tedirgin geçirdik
Her gün yanımızda birileri düşerken, sıranın her an kendisine geleceği korkusuyla yüreği pır pır eden anne ve baba telaşıyla bekledik

24 Mayıs 2013 Cuma

Biz müslümanlar neden bu haldeyiz?

Biz müslümanlar neden bu haldeyiz?
Ne var halimizde diyorsanız biz müslümanların içinde bulunduğu bu durumu da normal, kabul edilebilir hatta beğenilir kabul ediyorsunuz demektir. Peki dünya müslümanlarına bakınca ne görüyorsunuz. Hiç farketmez güneyden kuzeye, doğudan batıya müslüman ahalinin son 150 yıldır(100 yıl geriye daha götürebilirsiniz) hali hemen her sahada perişandır.
2013 yılndaki manzaraya kısaca bir göz atalım.


siyaseten müslümanlar perişan haldedirler. siyasi bir birlik kuramadıkları gibi bir araya gelerek siyasi bir irade beyanında bulunacakları platformlardanda geleceğe ilişkin umut verici bir ışık görünmemektedir. İTÖ, Arap birliği vb. kuruluşlar müslüman ahalinin bir numaralı gündem maddesi olan konularda bile ortak siyasi irade beyanından bulunmaktan acz içindedirler. Yarım asrı geçen İsrail  meselesi çözülmeyi beklerken yurtlarından çıkartılan Filistinli müslümanların derdine çare üretilemedi. Afganistan'ın Rus işgalinden sonra batılı güçlerin yaz boz tahtasına çevirerek Yüzbinlerce müslümanın katledilmesi ve hala katlediliyor olması hali devam etmekte. Çeçenistan ve kafkas müslümanları paramparça. Balkanlarda Bosna ve kosava ve sancak müslüman ülkeler açısından hem bu dünyada hemde ahirette yakalarından düşmeyecek acılar barındırıyor. Asya ülkelerinden Filipinler'de, Myanmar'da Gözyaşı sel gibi akmakta, çocuklar Myanmarda sırf müslüman olduklarından dolayı diri diri yakılmakta. Pakistan her gün mezhep gerilimlerinin ve siyasi iç karışıklıklarının bombalamalarla ve intihar girişimleri ile kan gölü. Irak, Amerikan işgali sonrası mezhep savaşlarının her gün can aldığı kızgın bir arena gibi. Suriye her gün ölmekte, her gün kendini sokan akrep gibi yüreğimizi dağlamaya devam ediyor. Mısır iç siyasi çekişmelerle patlamaya hazır bomba gibi diken üstünde. Libya, tunus cezayir, nijer,sudan ve hemen bütün Afrikanın müslümanları acı ve sefalet içinde. Hemen hangi müslüman ülkeleri ele alırsanız alın hepsinde derin siyasi sorunları görürsünüz.
Ekonomik açıdan müslümanlar perişandırlar. Yeraltı ve yer üstü kaynaklar bakımından dünyanın merkezinde olmamıza rağmen fakirlikle ve sefalet içinde boğumkatayız. Müslüman ülkeler ekonomik açıdan gelişememişlerdir. Müslümanların tamamının üretimi bir Almanya nın üretimi kadar bile olamamaktadır.
Askeri açıdan müslümanlar perişandır. Orduları zayıf ve dış düşmana karşı değilde kendi halklarına ve komşu müslüman ülkelerle savaşmaya proğramlandırılmışlardır adeta. Bir çok islam ülkesi en basit kendi özgün üretimi olan bir piyade tüfeğini dahi üretemememktedir. Bütün savaş malzemeleri batılı ülkeler tarafından satılmaktadır. Batının silahı ile batı ile nasıl mücadele edilir yada edilebilinir mi ve ne kadar caydırıcı olunur bilinmez ama bunu dert eden müslüman ülkelerin askeri ne kadr vardır oda ayrı bir konu.
bilim ve sanat açısından müslümanlar perişandır. Son  3 asırdır müslümanlar dünya bilim sahasında bilim üretme faaliyetinden uzak kalmışlardır. Bilim üretme ve bilim adamı yetiştirme imkanlarını geleneksel yoldan temin etmeyi terkeden müslümanlar eğitim sisitemlerini batılı modern tarza uyarladılar. Son yüzyıllık taklit bilimde bizi nereye taşıdı tartışılır.
Daha bir çok başlık belirlenir ve hemen her bir hususta perişan oluşumuz sıralanabilir. Amacımız müslümanların perişan halini aktararak ümitsizliğe düşmek ve korkuyu derinleştirmek değil. Tam tersine içinde bulunduğumuz durumla yüzleşmek ve bazı tesbitler yaparak bu durumdan çıkış yolları aramaktır.
Şuna emin olun ki, kendi kültürel kodları açısından batı, bilimsel, felsefi alanda varabileceği en üst noktaya  ulaşmış ve düşüşe geçmiştir. Dünyayı bu çıkmaz ve tıkanıklıktan kurtaracak düşünce ve potansiyel islamın damarlarında dolaşmakta fakat günümüz müslüman kafası ve beyni son iki yüz yıllık sersemliği ile hala ayıkmayı beklemektedir.
Batı bugünkü hali ile, dünyayı taşıma mecalini her geçen gün yitirmektedir. Geçmişin kendisine sunduğu avantajları devşiren batı, siyasi, ekonomik ve felsefi alanda yaşadığı daralmaya bilimsel daralmada eklenince düşüşünün hızı artacaktır. Ya batı bugünkü tıkanmışlığını aşmak için doğu milletlerinin inancından ve düşüncesinden yardım alarak varlığını sürdürme çabasını kabullenecek, kibrini yenecek, yada kibri ile bugünkü halini koruma yolunu seçerek varlık sahasından çekilecektir.
Müslüman toplumlar açısından ise mesele, düştüğü ve kaybettiği yerde bilimsel aklı yeniden bulacak ve bilim üretebilecek düşünceye alan açacaktır yada bugünkü mezhep ve etnik bölünmüşlük üzerinden kavga ederek itikadi tartışmalarla kendi enerjisini tüketerek dünya sahnesine çıkma imkanlarını tüketecektir.


Ahmet Gürbüz
http://ahmetgurbuzblog.blogspot.com/


23 Mayıs 2013 Perşembe

Müslümanların iktidar ve servetle olan imtihanları!

Müslümanların iktidar ve servetle olan imtihanlarında tarih boyunca büyük acılar ve kayıplar yaşanmıştır. servet-iman ve  iktidar-ihlas kavramları islamın mümin kimseden talep ettiği her bir şey bu imkanlara kavuşunca tersyüzolmuş ve müslümanlar yüzlerini dünyaya döndükçe zalimleşmiş mümin olgunluğundan servetin katılığına kulaç atmışlardır. Ak parti ile sermaye ve iktidarı elde eden müslüman taife memleketi baş döndürücü bir şekilde ilerletirken kendileri iman yolculuklarında süratli bir şekilde geriye gitmiş ve müthiş değer erezyonuna uğramıştır.