31 Mayıs 2013 Cuma

Alemler ve biz denklemi

İlahi metinlerin hepsinin ortak/merkez düşüncesi, kainatı ve içindekileri yoktan var eden tek bir iradenin yani bir tek yaratıcının olduğudur. Her şeyin kendisinden neşet ettiği yüce yaratıcı Allah'tır (cc). İlahi irade, yarattığı hiçbir şeyi başı boş bırakmamıştır. Yaratılan her varlık tabiatın içinde belli bir süreyle, belirlenen bir mekanda, ve zamanda görevini ifa ederek yeryüzü sahnesindeki rolünü tamamlamış olacaktır. Bu ilahi yasa kıyamete kadar yüce yaratanın sünneti olarak (sünnetullah) devam edip, kıyametle (Büyük son) ile son bulacaktır.

Alemler

Kur'a-nı Kerim'in Fatiha suresinin birinci ayeti kerimesinde insanın yaratılışıyla başlayan serüveni ve akibeti, alemlerle olan ilşkisi hakkında ışık tutacak çok önemli detaylar gizlidir. "HAMD ALEMLERİN RABBI OLAN ALLAHA MAHSUSTUR".Burada üzerinde duracağımız iki anahtar kavramdan söz etmek istiyorum, bunlar, Alemler ve Rab kelimelerinin ayet içerisindeki uyumu ve mesajıdır. Alemleri yaşanabilir bir halde kusursuz mükemmel yaratan ve bu yaratılışta tesadüf olma ihtimali olmayacak şekilde yaratan Allah'tan başkasına değildir hamd. Hamd, hayatın devamı için yasalar koyan ve alemlerin kendi içindeki uyumu en ince detaylarına kadar belirleyen Allah'adır başkasına değil.
ErRabb Allah'ın güzel isimlerinden biri olmakla birlikte sözlükte, malik, yaratıcı, sahip anlamlarına gelmektedir. Diğer bir anlamı da ıslah eden, terbiye eden, güncel anlamıyla da formüle eden, aşırılıkları gidererek yaratan diye de tanımlayabiliriz.Âlem ise, Kâinat, mevcudat, felek, yaratılmışların hepsi. Yani diğer anlamıyla Yüce yaratanın kendisi dışındaki bütün yaratıklarının toplamına verilen ad da diyebiliriz. Bu tanımlamalardan sonra Alemler tanımının insan için ifade ettiği üç boyuta dikkatleri çekmek istiyoruz.

İlk teklif

1: "Hani kıyamet günü: Bizim bundan haberimiz yoktu demeyesiniz diye, Habbin Ademoğullarının sırtların-dLin(sulbünden)zürriyetlerini (çıkarıp) almış, ve onları kendilerine şahid tutup:"Ben sizin Ruh biniz değilmiyim?" (diye buyurmuştu) Onlar da:Evet (Rabbimizsin) şahid olduk demişlerdi". ElA'raf,172; Yüce yaratanın, Kur'a-nı kerimde fazla bilgi vermediği bir alemdir ruhlar alemi. Bu dönem bize kapalı olmakla birlikte insanoğlunun Oksijene, Suya ve hayatının devam etmesi için diğer şeylere ihtiyaç hissetmeden (bedensiz) varlığını devam ettirebildiği bir ortamın varlığının söz konusu olmasıdır. Burada Yüce yaratanın huzurunda, teklife muhatap olacak olan insanlara beden giydirilmezden Önce sorulan sorudur Ben sizin rabbiniz değil miyim? ve bu soruya muhatap olan insanoğlunun vermiş olduğu cevap ve bu doğrultuda Yüce yaratanın zamanını ve mekanını tayin ettiği bir dönemde vermiş olduğu cevabın sınanması şeklinde ceryan Dünya imtihanı olan, yani ikinci evre olan: "dünya alemi"dir.2:Adem (as)'m yaratılması ve daha sonra cennetten çıkartılıp dünyaya indirilmesi ile başlayan ve kıyamet (büyük son) dediğimiz ve canlı hayatın toptan son bulacağı ana kadar geçen ikinci evredir."hanginizin daha güzel iş İşleyeceğini denemek için,arşı su üzerinde iken gökleri ve yeri yaratan o'dur.siz ölümden sonra dirileceksiniz desen .inkar edenler,bu apaçık büyüden başka bir şey değildir derler". 11/7 Diğer bir ayette ise "Allah gökleri ve yeri bir amaç için yaratmıştı; herkese, kazandığının, karşılığı verilir, onlara haksızlık edilmez.45/22."Doğrusu, mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır. Büyük ödül ise Allah katındadır."64/15 Dünya hayatı adı verilen ve varoluşun hikmetini "İMTİHAN" olarak açıklayan ilahi irade, dünya hayatındaki yaşamı belli ihtiyaçların temini zorunluluğuna bağlamıştır. Kısaca insanoğlu hava, su, güneş, yeme, içme vb şeylerle hayatını devam ettirebilir. Bu durum dünya aleminin formülasyonudur. Yine zaman gibi bir takım kavramların da bu dünya aleminde geçerli olduğu unutulmamalıdır. Dünya aleminde yaşayan bütün canlılar su ve oksijen gibi birtakım şeyler olmadan hayatını devam ettiremez. Yukarıda ruhlar alemi diye bahsettiğimiz ortamda yaşam formülasyonu farklı olduğu için, bugün bizim ihtiyaç hissettiğimiz yan unsurlar farklılık arzedecektir. Ayetlerde ve hadislerde bahsedildiği gibi yüce yaratanın koymuş olduğu ve adına "SUNNETULLAH" dediğimiz yaşama dair düzenlemeler ve formüller ölümün öldürüldüğü gün son bulacaktır.Artık güneş Samanyolu galaksisindeki yörüngesinde dönmeye devam etmeyecek; dünya güneş etrafındaki turunu sürdüremeyecek; yaşlı dünyamız kendi ekseninde de dönemeyecektir, zaman mevhumu anlayışı değişmiş, yerini ebediyete bırakmış olacaktır. İlahi iradenin takdir buyurduğu emirle varolmuş olan yaşama dair düzenlemeler, yine ilahi iradenin isteğiyle yerini başka düzenlemelere terkedecektir. Yeni oluşturulan denklemde yine belli kaideler içerisinde ceryan edecektir. İşte o günden sonra da yaşam alanları ve hayatın devamının şartları yeni bir düzenleme, yeni bir formülasyonla olacaktır. Artık orada yaşamın devamının şartlan şu an ihtiyaç hissettiğimiz ve onlar olmadan hayatın devamının mümkün olmadığı oksijen, su, vb. şeylere belkide ihtiyaç hissetmeyeceğiz. Bundan sonra insan, imtihan aleminde iman ettiği yada inkar ettiği Yüce yaratanın "RAB" sıfatının tecellisine şahit olacaktır.

Kabre doğuş

Hatta küçük kıyamet dediğimiz ölüm hadisesinden sonra vuku bulan kabir aleminin de kendine özgü formülasyonu vardır.Ahirete intikal edenler elbetteki farklı bir şekilde mekan değiştiriyorlar. Kimi yatağında ,kimi denizde.kimide yanarak vs.Kimilerinin toprağa konacak bedenleri dahi bulunamıyor.Yine dünya aleminin bir kuralı da yaratanın yaratmış olduğu her canlının ölüm denilen geçitten geçeceği gerçeğidir. Ölüm bir yok oluş değil başka bir aleme daha doğrusu insanın kendisine önceden haber verilen yere zorunlu bir göçüdür. Kabir alemi, ikinci sura üflenmesiyle başlayan mahşer alemi ile dünya alemi arasında bir köprüdür ve kendine has düzenlemleri vardır.Beden yok olmaya yüz tutmuştur ama insan varlık olarak farklı bir mekanda oksijensiz,susuz .güneşsiz hayat devam ediyordur.
3:Ahiret alemi; İnsanın yaratılmasıyla başlayan sürecin son halkasıdır. Artık insan için ebediliğin ve dünyadaki yapıp ettiklerinin karşılığının tastamam verileceği gündür. Ya ebedi cennet yada cehennem kapılarının yüzüne ebedi olarak kapatılacağı bir alemdir."Cennetlikler derlerki:Bizden üzüntüyü gideren Allah'a Övgüler olsun. Doğrusu, Rabbimiz bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. Bizi lütfuyla temelli kılınacak cennete o yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk gelecek, ne de bezginlik gelecektir.35/34-35 "O", en büyük ateşe yaşlanacaktır. Sonra onun içinde ne ölecektir, ne de dirilecektir."87/12-13 .Bu ayet-i kerimelerde de bahsedildiği gibi ölümsüz bir mutluluk yada ölümsüz yani sonsuz bir cezanın varlığının oluşudur.
Ahiret alemi bir anlamda zaman kavramında insan için sona erdirildiği, ebediyetin varedildiği bir alemdir. Burada, dünya hayatında yaşamı için varolan şartların ortadan kaldırıldığı, insanın beşer olma vasfından kaynaklanan özelliklerinin dünya aleminden farklılık arzettiği bir ortamın oluşudur. Artık insan için yorgunluğun, bezginliğin, yaşadığı zaman dilimindeki bedensel değişimin, yıpranmanın ortadan kaldırıldığı yeni bir formül çerçevesinde yaşamın ilkelerinin irade edildiği bir alemdir.

Sonuç olarak;

Bazı Kur'an yorumcularının, Platoncu felsefenin ruh-beden ayrımının islam düşünürleri üzerindeki etkisinden dolayı böyle bir ayrışmanın yani ruhlar alemi dediğimiz bir alemin doğduğunu ve islam anlayışı içinde yer edindiğini, gerçekte ise böyle bir alemin kur'an açısından değerlendirilince mümkün olmdığmı iddia edenler varsada, biz olayı kur'a-nın alemler diye bahsettiği çerçevede değerlendirmeye çalıştık.Yani bizim üzerinde durduğumuz konu ruh beden ilşkisinin olup olmadığı değil,alemlerin kendine özgü yaşam formülleri ile kaim olmak üzere varedildiği gerçeği üzerinde durmaktır.
Annenin rahminde can bulmuş-gelişmiş- çocuğun yaşamı için gereksinim duyduğu şeyler, yaşamının başka bir boyutu olan dünyaya ayak basmasıyla birlikte nasıl farklık arzediyorsa, Ölüm diye bahsettiğimiz olguda aslında yeni bir hayata doğumumuzdur ve doğduğumuz hayata olan gereksinimlerimizinde farklı olacağının işaretidir. Çünkü ölüm yaşadığımız dünya aleminden ahiret alemine ilk adımımızdır. Bizim üzerinde durmaya çalıştığımız konu rabbimizin fatiha suresinde bahsettiği hamd alemlerin rabbi Allah'adır ifadesindeki rab sıfatının tecellisi olarak yaratılan insanın değişik alemlerdeki seyri boyunca hayatını devam ettirebilmesi için gereksinim duyduğu ihtiyaçlarının alemlere göre farklı olduğudur. Dünya hayatında gelip geçici olan zamandan bahsederken, ahiret aleminde ebediyettten yani sınırsızlıktan, sonu olmayan bir hayata doğuştan bahsediyoruz. Dünya hayatında insan olmamızın en belirgin özelliklerinden olan hastalık, yaşam için ihtiyaç duyduğumuz besinlerin vücudumuza yararlı olanları işlendikten sonra posalarının dışarı atılması vs birçok biyolojik ve fizyolojik özelliklerimizin bu yaşadığımız dünya aleminde yaşamamız için rabbimizin ortaya koyduğu yaşam formülünün bir başka alem olan ahirette değişeceğini, orada cennetlikler için, hiç bir tasanın, üzüntünün ve kederin olmadığı, cehennemlikler için ise yine cehenneme uyarlanmış yeni bir formülle, ateşin insanı yakıp kül eden özelliğinin, cehennemde ölümüne yol açmadan sonsuza kadar sürecek azabın yani formülün Rabbimiz tarafından konacağıdır. Ölüm ötesini haber veren ilahi kaynaklardaki haberler, alemler arasındaki yaşama dair farklı düzenlemeler ve farklı yaşam formüllerinin, alemler kelimesi içinde saklı olduğu mesajını içermektedir.

Ahmet Gürbüz



ALEMLER VE BİZ DENKLEMİ – Agustos 2002

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder