28 Haziran 2014 Cumartesi

Ramazan hilalini görenler ve görmeyenlerin kavgası neye yarar.

Dünyada müthiş bir nüfuz mücadelesi vardır.
Bu mücadelenin ise bir çok araçları vardır lakin içlerinde en tehlikelisi ise dinin araç olarak kullanılmasıdır.
Büyük İngiliz gayretleri ile kurulmuş olan Suud devleti ise bugün Müslümanlar arasında nüfuz mücadelesinin Sünni sarkacında, diğer sarkaçta ise Şii dünyasının hamisi olma iddiasında ki İrandır.
Sünnilik ve Şiilik dini bir yorumdur ve temellerinde yönetimle(idare)ile ilgili bakış açılarındaki farklar vardır. Bu ayrışma ise tarihin konusudur. Tarih içerisinde bu ayrışma ve bu ayrışmalar üzerine yaşananlar ise kendi itikadi zeminini oluşturmuş ve bugünkü hale gelmiştir.
Bugün İslam coğrafyasında yaşanan bu temel ayrışmalar körüklenerek tarihte eşine benzerine rastlamadığımız kardeş kavgalarına doğru evrilmektedir. Bu evrilmenin motor ülkeleri ise Suud ve İrandır. Batının ise İslam coğrafyasında var olan enerji kaynaklarını daha uzun soluklu sömürebilmesi için bu kavgaya ihtiyaçları vardır. Bu kavga büyümeli, daha çok büyümeli ve Müslümanlar kendi iç dertleri ile mücadeleden başlarını dahi kaldıramamalı bu arada batı ve uluslar arası şirketleri kaynakları bir sülük gibi emme imkanı bulmalıdır. Bu işin siyasi ve enerji boyutunu bir kenara bırakır ve konumuza döner isek: Dinin bir nüfuz mücadelesine dönüşmesi Müslümanlar için en tehlikeli bir durumdur ve gelecekte Müslümanlar arasında daha uç fikirlerin doğmasına ve kardeşçe yaşama zeminini yitirmemize neden olabilecektir.
Ramazan ayı Müslüman aleminin en dingin, en özgün, en coşkulu ve ibadetle harmanlanmış gönüllerin Rahmana en yakın olduğu aydır. Ramazan ayı üzerinden yapılan nüfuz mücadele çok çirkindir ve buna dini alet ederek Müslümanlar arasında ki en duru, en naif bir ibadet olan oruç ibadetinin başlangıcı hakkında şüphe uyandırıp Müslümanların ibadet birliğini bölme çabası ise daha çirkindir. 
Farz bir ibadet olan orucun tutulacağı ramazan ayı nasıl tesbit edilecektir ve kriterleri nelerdir? Hilalin gözetlenmesinde ki maksad nedir?
Maksat ramazan başlangıcını ve bayramını doğru tesbit etmek değil midir? 
Namaz vakitleri de geçmişte güneşin ışık ve gölge gözlemleri ile yapılmıyor muydu? Ama gün geldi güneşin hareketleri ve sene içerisinde ki oluşturduğu açı farkları HESAP edildi ve bugünkü namaz vakitleri seneler öncesinden takvim yapraklarındaki yerini aldı. Yani geçmişin gözlemleri ile elde edilen vakti doğru tesbit etme yöntemleri bugünün ilmi hesaplamaları ile yapılır hale geldi.
Güneşin ve ayın bırakın bir sene içerisindeki hareketlerinin ve sonuçlarının bilinmesini günümüz teknolojisi onlarca hatta yüzlerce sen sonraki hallerinin bilgisini verebilmektedir. Sanki K.Kerimde buna işaret yoktur halbuki onlarca ayet vardır. Bilimden ve bilimsel akıldan kopunca dini yorumların seviyesi ve tartışmalarıda bu boyuta indirgenebiliyor.

(Allah), aydınlığı patlatıp- çıkarandır. Ve geceyi, sakin(dinlenme) kıldı. Güneş veAy'ın (hareketleri) 'hesap' iledir. Bu, Aziz(üstün-şerefli) ve Âlim(bilen) Allah'ın takdiridir.
[EN'AM(6)/96]
Muhakkak sizin Rabb'iniz, O Allah'tır ki, altı 'gün'de(devirde), Gökleri ve Arz'ı yarattı. Sonra Arş'a istiva etti(yöneldi). Geceyi, kendisini sürekli takip eden gündüzle örttü. Güneş'i, Ay'ı ve yıldızları, emrine boyun eğdirdi. 'Yaratma' da, 'emir' de, (Allah'ın) değil midir? Alemlerin Rabb'i olan Allah ne kutsaldır.
[ARAF (7)/54]
O (Allah) ki, Güneş'i bir ışık(foton) kaynağı, Ay'ı ise nur(aydınlık-yansıma) kıldı.Seneleri ve 'hesabı' bilesiniz diye, (Ay'a) menziller(duraklar) takdir etti. Allah, bunları ancak hak ile yarattı. (Allah), anlayan bir kavim(topluluk) için ayetlerini, bu şekilde açıklar.
[YUNUS(10)/5]
O (Allah) ki, gökleri, desteksiz bir şekilde yükseltti. Onu görmektesiniz. Sonra, Arş'a istiva etti(yöneldi). Güneş'e ve Ay'a boyun eğdirdi. Her biri (yörüngesinde),belirli bir süreye kadar hareket eder. (Allah), her işi yönetir. Ayetlerini açıklar, umulur ki siz, Rabbinizle karşılaşmaya yakinen inanırsınız.
[RA'D(13)/2]
(Allah), sizin için Güneş'e ve Ay'a, iki müdavim(görevine devam edici) olarak boyun eğdirdi. Ve yine geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi.
[İBRAHİM(14)/33]
(Allah), geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı sizin emrinize verdi. Yıldızları da, emrine boyun eğdirdi. Muhakkak bunda, akledecek bir kavim(topluluk) için ayetler vardır.
[NAHL(16)/12]
Ve O(Allah) ki, geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yarattı. Her biri, bir yörüngede yüzerler.
[ENBİYA(21)/33]
Görmedin mi ki, muhakkak, Göklerde ve Arz'da olanlar, Güneş, Ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu, Allah'a secde etmektedirler. İnsanlardan birçoğu üzerine de, azap hak olmuştur. Allah kimi alçaltırsa, artık ona ikram edecek yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
[HACC(22)/18]
Görmedin mi Rabbin, gölgeyi nasıl uzatmaktadır? Şayet dileseydi, onu sakin(sabit) kılardı. Sonra Biz, Güneş'i, onun üzerine bir delil kılmışızdır.
[FURKAN(25)/45]
Şayet, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş'e ve Ay'a kim boyun eğdirdi?" diye soracak olursan, 'elbette Allah' diyecekler. Nasıl da çevriliyorlar?
[ANKEBUT(29)/61]
Görmüyor musun ki, muhakkak Allah, geceyi gündüze, gündüzü de geceye uzatıp-katar. Güneş'e ve Ay'a boyun eğdirdi. Her biri (yörüngesinde), belirli bir süreye kadar hareket eder. Muhakkak Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
[LOKMAN(31)/29]
(Allah), Geceyi gündüze, gündüzü de geceye uzatıp-katar. Güneş'e ve Ay'a boyun eğdirdi. Her biri (yörüngesinde), belirli bir süreye kadar hareket eder. İşte bu şekilde (yapan) Allah, sizin Rabbinizdir ve mülk O'nundur. O'ndan başka (yardıma) çağırdıklarınız,' bir çekirdek zarına' bile malik olamazlar.
[FATIR(35)/13]
Güneş'de, kendisi için (takdir edilmiş) olan, 'karar yeri'ne doğru akıp gitmektedir. Bu, Aziz ve Âlim olan Allah'ın takdiridir.
[YASİN(36)/38]
Ne Güneş, Ay'a erişip-yetişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Her biri, bir yörüngede yüzmektedir.
[YASİN(36)/40]
(Allah), gökleri ve Arz'ı, hak olarak yarattı. Geceyi, gündüzün üstüne, gündüzü de, gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneş'e ve Ay'a boyun eğdirdi.Her biri(yörüngesinde), belirli bir süreye kadar hareket eder. Dikkat et! O (Allah), Aziz(üstün-şerefli) ve Ğafur(bağışlayan)dır.
[ZÜMER (39)/5]
Gece, gündüz, Güneş ve Ay, (Allah'ın) ayetlerindendir. Güneş'e ve Ay'a secde etmeyin. Allah'a secde edin, O(Allah) ki, bunları O yaratmıştır. Şayet O'nun kölesiyseniz, böyle yapın!
[FUSSİLET(41)/37]
Güneş ve Ay, (belirli) bir 'hesap' iledir.
[RAHMAN(55)/5]
Bütün bu ayet-i Kerimeler zaten bize ayın ve güneşin hareketlerinin bir hesap ile ve değişmez yasalarla (Adetullah) hareket ettiklerini bildirmekte değiller midir?
Ayetlerden sarih bir şekilde anlaşıldığı gibi Ay ve güneşin gelişi güzel değil, sabit bir düzen ve hesap üzerine hareket ettikleri belirtilmiyor mu? Peki bugün bu hesabın bilinebiliyor olmasının hiç mi değeri yoktur. Bir tarafta bu hesap üzerine çalışmış ve ayın ve güneşin hareketlerinin bu belirtilen yasalar çerçevesinde saniye değişmeyen kurallarını tesbit eden bilimsel ölçümlerin doğruluğu diğer tarafta gözle yapılan gözlemlerin doğruluğunu mukayese etmeye kalkışmak tek kelime ile bugünkü Müslümanların din-bilim ilişkisi çerçevesindeki seviyesini göstermiyor da nedir Allah aşkına.
Efendimiz (sav), "Biz ümmi bir milletiz. Ne yazı biliriz ne de hesap yapmayı. Bize lazım olan, ayın bazan 29, bazaen de 30 gün olduğunu bilmekten ibarettir" Hadis-i şerifi ile hareket edenler Efendimizin okuma, yazma, hesap işlerine girmeyin ve yapmayın bunların bir önemi yoktur diye mi anlamaktadırlar?
O günkü toplumun doğru vakti tesbit etmek için ellerindeki araçlar bu tarz gözlemlere dayanıyor iken bugün bilimsel yöntemlerin kullanılıyor olması vaktin tayininde daha doğru neticeler vermez mi? Maksat doğru vakti en doğru bir şekilde tayin etmek değil midir? Burada aslolan vaktin en doğru bir şekilde tayin edilmesi meselesi midir yoksa vaktin tayin edilme şekli midir? Görülen o ki  Hilali görme hadis-i şerifinde belirtildiği gibi hilal görülmediği zaman ayın otuza tamamlanma meselesi gözlemin maksadının vaktin doğru tayin edilme talebinin önüne geçip bizzatihi gözlemin kendisi oluveriyor bir anda.
İnsanoğlu yaşadığı dünyanın dışına çıkmayı başardı ve artık biz içinde yaşadığımız dünyayı dışından seyredebiliyoruz lakin bugünkü Müslümanlar hala vakitlerin tayininde kullandıkları gözleme dayalı yöntemlerin aslında vakti doğru tayin etmek olduğu gerçeğini unutup bir anlamda bilimin verilerini de küçümseyerek dinin maksadından uzaklaşmış olmuyorlar mı?
Hilali çıplak gözle yaparken bulutlar görmenize mani olabilir lakin hesabın önüne bulutlar geçemez yani gerçeği görmenize engel olan bulutlar hesabın önüne geçemezler çünkü Ay ve Güneş bir hesap üzere hareket etmektedir.
Konu çok uzun ve bu konu ile ilgili elimizde çok malzeme var lakin bugün, ibadetinize, nüfuz mücadelesi içerisinde olan ülkelerin ve bu ülkelerin zihni yapılarını, dini anlayışlarını, uluslar arası ilişkilerde ki tutumlarını, tarihe ve insana bakışlarına bir bakın ve kim kime ne hesabı ile nasıl alet olmaktadır görmeye çalışın lütfen. Dini hassasiyetleri hilal mes elesinde muntazam olan bu zevatlar, her türlü zalimliği, her türlü batı destekli darbeleri, kardeş katlinin köpürtülmesi için petrodolarları nasıl seferber ettiklerini ve nasıl yaşadıklarını bir göz önünde bulundurun. Ramazanın gelmesi karşısında bile milyonlarca aç ve yetimi görmezden gelenlerin milyarlarca dolar paralarını nasıl batılı şirketlere peşkeş çektiklerine bir bakın ve bu meselenin görünen yüzünde hilal arka planında batının kirli taşeronlarının gizli emelleri olduğunu göreceksinizdir.
İbadetler bütünleştirici olmalıdır ayrıştırıcı değil. Namazın cemaatle kılınmasında 27 derece sevap olmasında ki birlik ruhunu yakalayamayanlar, dini mülahazalarla da olsa, çok masum gibi görünseler de aslında kutsal ramazan ayından dahi ideoloji devşirmekte ve ibadet ruhunu, birlik ruhunu zedeleyerek güya tağutla savaş verdiklerini düşünmektedirler.
Tağutun ve zalimin en büyüğü ve batının finansörleri olan suud bilgileri ile hareket edenler, neden kendileri çıkıp hilal gözetlemesi yapmamaktadırlar? Hani hilali gözetlemek herkesin görevi idi ve bir ibadetti? suud'a bu konuda güveniyorsunuz değil mi?




10 yorum:

  1. Suud ve iran analizlerinize %100 katılmakla birlikte Hilal hassasiyeti gösteren müslümanlar aleyhine kurmuş olduğunuz küçümseyici (güya tağutla savaş verdiklerini düşünmektedirler) tavrınız muhakkak cahilliğinizden kaynaklanmıyordur ama eksik bilginizden kaynaklandığı kesin yada ben öyle inanmak istiyorum.

    Dünden bugüne Türkiyede yaşanan dini hayatın ne kadar zor badireler atlattığı herkesin malumu. ilk dönemler Diyanet üzerinden islam dini tekrardan dizayn edilmek istendi. bazen galip geldiler bazende başaramadılar. bir dönem ülke başına tasallut olmuş olan dinsiz taifenin islam coğrafyası ile ilişkileri ve diyaloğu kesmek için islam alemine düşman olmak için çok çaba sarfettiği bilinmektedir.

    Hilal meselesi de dönemin dinsiz ve din düşmanları tarafından özellikle istismar edilmiştir. Bundan hareketle dünden bugüne özellikle hilal mevzusunda içlerinde şüphe olan ve bilimsel verilerle birlikte çıplak gözle de gözlemlemeyi savunan müslümanların oluşturmuş olduğu bir çaba ve hassiyet var.

    Hilal gözetleme işi de bahsettiğiniz tarzda yapmıyorlar: (Tağutun ve zalimin en büyüğü ve batının finansörleri olan suud bilgileri ile hareket edenler, neden kendileri çıkıp hilal gözetlemesi yapmamaktadırlar?)

    Peki hilal nasıl gözetiliyor?

    Türkiye başta olmak üzere bir çok ülkede bizatihi yüksek tepelerde hilal gözetilmektedir. hatta sadece ramazan ayında değil kameri ayların tamamında hilal gözetilmekte ve hesaplanmaktadır..

    "Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır." ayetini hatırlatarak bu bahsi kapatıyorum...

    son olarak Bilimsel veriler tabiki de değerlidir ama bilimsel veriler bizim putumuz değildir. nice bilimsel verilerin daha sonra yeni buluş ve bilgilerle çöp oluğu bilinmektedir. Bilimsellikten dem vurup müslümanlara seviyesizlik isnad etmek büyük bir seviyesizlik olsa gerek...

    Hilal mevzunda yaşanan bu ihtilafa ateş taşımamalıyız. ihtilafı azaltacak cümleler kurmalıyız.

    Bu yazınızı tekrar gözden geçirip ihtilaf oluşturacak ve müslümanları üzecek cümleleri ıskat ederek yeniden yayınlamanız dileğiyle. Allah'a emanet olun Ahmet bey...

    YanıtlaSil
  2. 1.Hilal hassasiyeti taşıyan insanları küçümseme yoktur sadece fıkhın konusu olan bir meseleyi nasıl politize ettikleri tespiti vardır.Bu mesle siyasetin bir konusu olarak değil fıkhın konusu olarak ele alınmalıdır.
    2.Neye nasıl inanacağınıza ben karar veremem. İddialarım açık, eleştirilerim ve teklifim ortada. Sahip olduğum bilgilerimin son noktası olduğu, değişmez olduğu kanaatinde değilim lakin kişisel manada elde ettiğim bilgilerim, ulaştığım nokta burasıdır diyor ve yürünecek çok yolun olduğunu biliyorum. Sorun, bilgilerinin son noktaya ulaşmış olduğu zannı ve kanaatıyla hareket edip, hakikat budur ve sadece budur tavrını sorunlu buluyor ve hakikat budur kanaatine vardığı için yeni bir bilgiye ve arayışa kendini kapatan düşünce sahiplerini sorunlu gördüğü ifade etmek isterim.
    3. Yakın dönem ve özellikle diyanet işleri başkanlığı tarihini, kuruluş maksadını,ne yaptıklarını ve yapmakta olduklarını biliyor ve takip ediyorum. Her kurum ve şahıs gibi diyanet işleri başkanlığıda değişiyor, dönüşüyor. Geçmişte diyanet işleri başkanlığının hilal mevzuundaki lakaytlığını,yanlış işler yaptığı herkesin malumu. Lakin kurum her geçen gün biraz daha kendini onarıp tamir etmeye ve doğru işler yapma çabasıda görmezden gelinemez.Son on yılda diyanet ileri başkanlığı bütün eksikliklerine rağmen iyi bir yolda ilerleyip doğru işler yapma becerisi gösterrek hilal mevzuunda önemli çalışmalar yapmaktadır. Diyanet işleri başkanlığı internet sitesinden bile bu çalışmaları okuyabilirsiniz. Yeterli midir asla.
    4.Yakın dönem tarihinde müslümanların bir sorun olarak görüldüğü ve islamın devletin bir numaralı sorunu olduğu, irtica, gericilik yaftaları ile 100 yılımız kaybettiğimiz bir gerçek.Dün dini ve müslümanları bir sorun olarak gören dünkü devlet anlayışı zaman içerisinde törpülenmiş, değişmiş ve müslümanlar nispeten siyasi birtakım kazanımlar elde etmiştir.Devlet dünkü devlet değildir,müslümanlar da dünkü müslümanlar değildir.Bu gün diyanet işleri başkanlığı tamamen dini saikler ile hareket etme kabiliyetine ulaşmak üzeredir. Hilal mevzunuda diyanet işleri başkanlığının tesbiti, tarihi, ideolojk sebeplerden dolayı değildir. İctihadi bir durumdur. Bilimsel verileri, hesabı öncelemektedir. Hanefi ulemasından bazılarının yer küre içerisinde görülen hilalin bütün müslümanların hilali olabileceği fikriyle hareket etmektedir. Bugün müslüman ülkelerin bir çokları herkesin hilali kendine demektedir ve yerel bir bakış açısıyla hareket etmektedirler.

    YanıtlaSil
  3. 5.Ülke içerisinde müslümanların yüksek tepelere çıkıp hilal gözetlemesi yaptıklarını söylüyorsunuz. Ne diyeyim. Bu ihtisas isteyen bir mesele. Kaldı ki benim itirazım Müslümanların son 200 yıldır çağ ile temas kurmaksızın hareket ediyor oluşlarıdır. Adetullahın işleyen kuralları şaşmaz ve yanılmaz. Bugün bilim bu adetullahın yasalarının şaşmaz ölçülerini keşfediyor ve bizde bu çabaların açıklama gücüne ikna olmuyor isek içinde bulunduğumuz faketin nasıl büyük olduğu yaşadığımız son 200 yıllık hadiselerle ortadadır.
    6.Bilim bir put değildir lakin cehalet en büyük puttur. Müslümanlar 200 yıldır dünyanın gidişatında, kuruluşunda rol alamadılar. Dini bilmek bize bütün evrenin açıklama gücünü verebileceği kanaatıyla hareket ettik. Kitabı okuduk lakin Allah cc her an yaratımda bulunduğu ve kevni ayetler olarak nitelediğimiz evrenin işleyişinden ve bilgisinden haberdar olmadan yaşadık. Alem-i islam ın ahvali ortada. Evrenin işleyişinden ve bilgisinden haberdar olmadığımız lakin dini metinlerle iştigal ettiğimizde varolabileceğimizi, dünyayı yeniden kurabileceğimizi düşündük. el an yanıldık. dünya yı kuran zalim batının insafsız eline terkettik ilim ve bilimi.Bu gün bu bilimin adetullahın değişmez yasalarından olan ay, güneş ve dünyanın şaşmaz, yanılmaz yaslarla işleyişini inceleyip bize 30 sene hatta 100,200, 300 sene sonranın ay tutulma tarihini, saatini, dakikasını,ne kadar süreceğini, nereden izlenebileceğinin bilgisini vermekte midir? Bu mümkün müdür? evet mümkündür çünkü Allah cc yasalarında bir değişiklik olmaz diyorsak bu bilimin putlaştırılması değil bilimin açıklama gücüne güvenmektir. Allah cc Akletmeyenlerin üstüne pisliği boca eder ayeti kerimesi kulaklarımıza küpe olması temennisi ile.
    Allah a emanet olunuz.

    YanıtlaSil
  4. Ahmet Bey Merhaba...

    6 maddelik cevabi yazınızı dikkatle okudum ve şunu anladım: siz benim size yazmış olduğum cevabımı bana cevap yetiştimek için okumuşsunuz malesef. Keşke böyle yapmasaydınız. Ne demek istediğimi anlamaya biraz olsun gayret etseydiniz...


    Diyanetin hilal gözetleme meselesinin içtihadi bir mesele olduğunu söyleyip ardından bu içtihada uymayanları: “Allah cc Akletmeyenlerin üstüne pisliği boca eder” ayeti ile karşı karşıya bırakmanız sizin fıkha ve müslüman bir ahlaka olan ilginizin ne şikilde olduğunu garip bir şekilde ortaya koymuş...


    Müslümanların bilimden ve fenden uzak olduğu yalanını biz sadece batılılardan değil aynı zaman aşağılık kompleksine yakalanmış, gözleri Batının icatları ile kamaşmış müslümanlardan da dinliyoruz son 1 asırdır...


    Son 2 asırdır Müslümanlar gerilediyseler eğer (ki bu göreceli bir kavramdır, kime göre geri kime göre ileri?) bu gerilemede Batının hangi sömürge araçları ve zülümleri yatıyor? Bu konu ile alakalı bir tek satır dahi yazmamış olmanızın sebebi umarım zihninizin batı hayranlığı veya batı karşısında yaşamış olduğunuz bir komplekse kapı araladığından ötürü değildir...


    Kesinlikle siyasi bir gayesi olmayan Belirli saiklerle Hilali gözetleme ile tespit etmeye çalışan müslümanların gayretini verdiğiniz bilimsel verilerle ve “Allah cc Akletmeyenlerin üstüne pisliği boca eder” ayetinden kendinize destek alarak müslümanaların bu gayretini yok saymaya, küçümsemeye hatta aşağılamaya çalışmanız hilal tv kanalında yapmış olduğunuz programlar esnasında mustafa islamoğlundan size kalan bir bakiye değildir inşaallah...


    Size bir tavsiye: Eğer müslümanların mevcut halinden çok muzdaripseniz ilk başta Batı dünyasını ve yaptıklarını masaya yatırın. Batıyı ve yaptıklarını masaya yatırdığınızda zaten ömrünüz vefa etmeyecektir...


    Son olarak: “Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler.” Ayetini sadece kulağınıza değil aynı zamanda gönlünüze de iliştirin... İnşaallah size şifa olacaktır...

    Selametle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Abdulhamid Bey Kardeşim:
      Sizi anlamadığımı ve sadece size cevap vermek(polemik) yaptığımı idda ediyorsunuz arkasında nasihate girişip, keşke böyle yapmasa idiniz diyerek üst perdeden uyarıları sıralıyorsunuz.Sizin ne demek istediğinizi ısrarla anlamadığımı iddia ediyorsunuz.Hakikatiyerde bırakmamak adına cevap hakkımı kullanmak zorundayım.Ama bilinki ben size beni anlama çabası içine girmediğinizi iddia etmeyeceğim.Çünkü Rabbimiz K.Kerim de; Müslüman o kimsedir ki dinler ve sözün en güzeline tabi olur. Buyurmaktadır.Sizin yazdıklarınızı ve tenkit konusu ettiklerinizi bir daha izah etmek zorunda hissettim.
      1-Hilalin tesbiti meslesinde tarih boyunca geleneksel kabullerimiz, astronomi ilminin, astroloji ile iç içe geçmesinden dolayı ulema tarafından itibar edilmemiş ve çıplak gözle yapılması kabul görmüş bir uygulamadır.19. yy da astronomi ilminin astrolojiden arındırılarak tamamen fizik ve matematik yasaları keşfe ve tesbite yönelmesi ile, önümüze açılan yeni bilimsel gelişmeler ve optik ilminde elde edilen teknik aletlerle birlikte ay ve dünyanın ictima halinin tesbit edilmesi kesin ve şaşmaz olarak bilinip, hesap edilebilmektedir.İctima halini ne zaman, hangi zaman aralığında,dünyanın hangi noktasında görüleceğide kesin bilinebilmektedir. sadece bu yılın değil gelecek on yılların hilalleri de tesbit edilebilmektedir. bilimin bu açıklma gücüne güvenip güvenmemek sizin meselenizdir. Ben şahsen bugünkü astronomi ilminin hilalin tesbitini şaşmaz ölçülerle hesap edebildiğini konunun onlarca uzmanından dinledim ve okudum. bu meselenin bu gelişmeleri dikkate alarak ictihada kapı aralanması gerektiğine inadığımı söylemek isterim.
      Şayet bilimin batılılar eliyle nasıl bir silaha dönüştürülerek kullanuldığı hususunda hem Milat gazetesinde hemde blogda ki yazdıklarıma bakarsanız bahse konu ettiğiniz aşağlık komleksiyle meseleleri ele aldığımı iddia ettiğniz husus hakka tecavüzdür. Allah cc.bilmediğinizşeylerin peşine düşmeyin der. En azından bir kişi hakkında bir hükme varırken tavsiyem, önce bilgi sahibi sonra kanaat sahibi olma prensibini gözetmeniz olamalıdır.

      Sil
  5. İlim mü'minin yitiğidir onu nerde bulursa alır prensibi, Efndimiz sav. ilke olarak bize öğrettiği bir düsturdur ve komleks gerektirmez. tam tersi kişinin herhangi bir mülahazayla kendini kapatması komleksli bir duruma işaret eder.
    Batıcı ilerleme paradigmasını merkeze almadığım, tek bir satır bile bu konuyla ilgili yazmamış olduğumu iddia etmeniz ve bu konuya ilişkin onlarca makaleyi bu blog sayfasında yazdığımdan dolayı tekrara düşmemek adına yazmadım, ilgi duyarsanız bu sitede bulabilirsiniz.
    Tekrar tekrar ifade ettim ama yine etmek zorunda bırakıyorsunuz, Hilali çıplak gözle tesbit çabalarını inkar etmek, yok farzetmek, küçümsemek gibi bir çabamın olmadığını, bu çağda, bu gelişmelerin ışığında bilimin açıklama gücüne eriştiğine ve çıplak gözle yapılan hilalin tesbitinde, hesaplamanın( teleskoplarla gözetlemenin) daha doğru netice vereceğine inanıyor, biliyorum. Bu bir aşağlama değildir. Sizde kimin, nerede, nasıl gözlemlerde bulunduğunu, hangi tesbitlere ulaştığını yazarsanız aydınlanmış oluruz! Hilal tv deki programları dinlemiş olsa idiniz bu bühtanlarda bulunmayacaktınız. İslamoğlu ile konuyu ve beni ilşkilendirmeniz müslüman ahlakına yakışmaz, hakka tecavüz ediyorsunuz, yapmayın böyle .Bizler fikirlerini, yazılarını, kitaplarını ve röpotajlrımızı kamuya açık alanlarda yayınlıyor ve yapıyoruz. Hangi yazımdan, hangi kurduğum cümleden dolayı böyle bir kanaate sahip oldunuz?Benim durduğum yer, Kur'an-ı, Sünneti, sahabe icmasını ve müteahhırun ulemanın ictihatlarnı merkeze almaktır.
    Size bir tavsiye diyerek başlayan cümle için sadece EDEB derim.Evet msülümanların halinden çok ama çok muzdaribim. Siz memnun musunuz? Yine stekrar edeyi batı dünyasının işlediği cürümleri konu edinen onlarca makaleyi bu sitede yıllardır yazarak yayınlıyorum. Batının düşmanı yada dostu olmak siyasi kavramlardır. Batının ne olduğunu vede ne olmadığını elhamdulillah bildiğimizi düşünüyorum lakin meseleyi siyasetin konusu olarak ele alanlar hep gerçeklerden, bilimden,insanlığın birikimlerinden istifadeden mahrum kalmışlardır.
    Son parağraf da ayet yazarak nasihat ediyor postuna bürünüp ayetin maksadı olan Mümünlerin müminlere karşı merhametli oluşları kısmını keşke kendinize şiar edinebilse idiniz, işte o zaman bunu sadece kalemle yazmak, dil ile okumak değilde, bir başkasına nazire olsun diye araçsallaştırmak değilde, gönlünüzede ilişmiş olacaktı. Siz insanlara nasihat edipde kendi nefsinizi unutuyor musunuz ayetiyle işaret edilenler derekesine düşmemiş olacaktınız.Kusura bakmayın,eleştirininde bir dili ve ahlakı olmalıdır. Lütfen bundan sonra her kim olursa olsun, eleştiri hakkınızı kullanın lakin elştirinin ahlakıyla hareket edin.Demek biz hastayız ve siz peygamber edasıyla ayet okuyunca şifalar bulacağız öylemi?
    Sadece hatırlattığınız ayet-i kerimenin çerçevesi içinde, ahlakına da sahip olun. Yunusumuzun dediği gibi bitirelim,
    Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı
    söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz.
    İlim ilim bilmektir
    ilim kendin bilmektir
    sen kendin bilmez isen
    ilim nice okumaktır.
    Allah'a emanet olun.

    YanıtlaSil
  6. Ahmet bey merhaba..

    En sonki cevabi yazım sizi çok kızdırmış anladığım kadarıyla... Derdim sizi kızdırmak değil buna canı gönülden inanabilirsiniz...

    Sizden özellikle ricam beni eleştirdiğiniz konular hususunda sizinde dikkatli davranmanızdır: “Allah cc Akletmeyenlerin üstüne pisliği boca eder ayeti kerimesi kulaklarımıza küpe olması temennisi ile.” bana nasihat etmeyi kendinizde ne kadar hak eddediyorsanız, bırakın bir mümin kardeşiniz olarak bende size : “Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler.” Ayetini nasihat olarak yapabileyim.
    Ben bu nasihati yaparken de: “Demek biz hastayız ve siz peygamber edasıyla ayet okuyunca şifalar bulacağız öylemi?” diye dert yandığınız bir eda ve niyet ile yapmadım. Sizin bana yapmış olduğunuz nasihat çerçevesinde yaptım...

    Benim size karşı “üst perdeden” konuştuğumu iddaa etmeniz, sizin bana karşı kullağınız kelimeleri “hangi seviyede” kullandığınızı görememenizden kaynaklanıyor...
    Ben hakikati bulma derdindeyim Ahmet bey.... Ön yargımın olmadığını, Bilimi ve bilimin tespitlerini inkar etmediğimi ama müslümanların ihtiyaten ve mutmain olmadıkları için “çıplak gözle hilal gözleme” işine devam ettiklerini ilk yazımda vurgulamıştım...

    Ama sizin cevabi yazılarınızı yan yana koyduğumuz zaman bir hırçınlık ve ısrarla vurguluyorum bir aşağılama (21. Yüzyıl olmuş hâla çıplak gözle gözetlenir mi be kardeşim tavırları) tavrı göze çarpıyor. Örnek olarak son yazınızdaki şu cümle: “sizde kimin, nerede, nasıl gözlemlerde bulunduğunu, hangi tesbitlere ulaştığını yazarsanız aydınlanmış oluruz! “ ünlem işareti ile biten bu hırçınlık neden?

    Bilim dışında yapılan hiç bir tespitin geçerli olmayacağını ve çöp olduğu yönündeki inancınız üzerinden ““Allah cc Akletmeyenlerin üstüne pisliği boca eder” ayeti ile hilali çıplak gözle gözteleyen müslüman kesimi neden aşağılıyorsunuz? Ben aşağılamıyorum deseniz de aşağılıyorsunuz bunun farkında değilsiniz sadece...

    Yunus emre’nin şiirleri ile nasihat ederken bile aynı tavırlarınız devam ediyor:
    “İlim ilim bilmektir
    ilim kendin bilmektir
    sen kendin bilmez isen
    ilim nice okumaktır.

    Ahmet bey İlk yazınızdan beri üst perdeden yaptığınız nasihatlerinize bakacak olursak artık her hangi bir tavsiye ve nasihate ihtiyaç duymadığınızı anlıyoruz...
    Allaha emanet olun...


    YanıtlaSil
  7. Keleci bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz,
    Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz

    Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı,
    Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz.

    Kelecilerin pişirgil yaramazını şeşirgil,
    Sözün us ile düşürgil, demegil çağ ede bir söz.

    Gel ahi ey şehriyari sözümüzü dinle bari,
    Hezar gevher ve dinarı kara toprağ ede bir söz.

    Kişi bile söz demini, demeye sözün kemini,
    Bu cihan cehennemini sekiz uçmağ ede bir söz,

    Yüri yürü yolun ile, gafil olma bilin ile,
    Key sakın ki dilin ile, canına dağ ede bir söz.

    Yunus imdi söz yatından, söyle sözü gayetinden,
    Key sakın o şeh katından seni ırağ ede bir söz.

    YanıtlaSil
  8. Arifler ortasında sofilik satmayalar,
    İhlas ile bu aşka riyayı katmayalar.

    Ya bildiğini söyle, ya bir bilirden işit,
    Teslimlik ucunu tut, sözü uzatmayalar.

    Kuran kelamım dedi, gönlüne evim dedi,
    Gönül ev ıssın bilmez, ademden tutmayalar.

    Gönül sındı bulundu, hem Hakk’a yakın idi,
    Yine dikerim diye, bütünü yırtmayalar.

    Mumlu baldır şeriat, tortusuz yağ tarikat,
    Dost için balı yağa, pes niçin katmayalar.

    Arif can verir duymaz, yalancı mala kıymaz,
    Yalan ile gerçeği beraber tutmayalar.

    Kıymetin duyar isen, neye değer işbu dem,
    Erenlerin manasın almaza satmayalar.

    Miskin Adem yanıldı, Uçmak'ta buğday yedi,
    İşi Hak’tan bilenler şeytandan tutmayalar.

    Şirin hulklar eylensin, tatlı sözler söylensin,
    Sohbetlerde Yunus’u asla unutmayalar.

    YanıtlaSil
  9. "Bir kez Gönül yıktın ise"

    Bir kez gönül yıktın ise
    Bu kıldığın namaz değil
    Yetmiş iki millet dahi
    Elin yüzün yumaz değil

    Bir gönülü yaptın ise
    Er eteğin tuttun ise
    Bir kez hayır ettin ise
    Binde bir ise az değil

    Yol odur ki doğru vara
    Göz odur ki Hak'kı göre
    Er odur alçakta dura
    Yüceden bakan göz değil

    Erden sana nazar ola
    İçin dışın pür nur ola
    Beli kurtulmuştan ola
    Şol kişi kim gammaz değil

    Yunus bu sözleri çatar
    Sanki balı yağa katar
    Halka matahların satar
    Yükü gevherdir tuz değil

    (Yunus Emre)

    ***********************************

    "Behey Kardaş"

    Be hey kardaş hakk'ı bulammı dersin,
    Hakk'a yarar amel işlemeyince
    Tarikat sırrına eremmi dersin,
    Kamil mürşid sana söylemeyince.

    Özenirsen gardaş, tevhide özen.
    Tevhiddir nefsinin kal'asın bozan
    Hiç kendi kendine kaynarmı kazan
    Çevre yanın ateş eylemeyince.

    Değme kişi gönül evin düzemez
    Hakk'ın taktirini kimse bozamaz.
    Tarikat ummandır dalıp yüzemez,
    Aşkın deryasını boylamayınca.

    Aşkım galip geldi yüreğim harlar
    Aşık olan ar-ı namusu neyler
    Behey yunus sana söyleme derler
    Ya ben öleyimmi söylemeyince.

    (Yunus Emre)

    YanıtlaSil