2 Ekim 2016 Pazar

Husey'nin mübarek bedenini Haleb'e başını yine Şam'a taşıdılar.





Sözlerinden, gözlerinden, akıllarından, vicdanlarından kan damlayan adamlar Halep'in üstüne yürüdüler.
Tarihi bir kambur gibi sırtında taşıyan karanlık ruhlu adamlar, biriktirdikleri 1400 yıllık hıncı Haleb'in üstüne demir külçelerle kustular.
Kerbela dediler, Huseyn dediler Zeyneb dediler lakin paslı yürekleri ile yeniden Huseyn lerin kanına girdiler. Zeynepleri yine boynu bükük bıraktılar. 1300 yıldır ağlayan Evlad-ı Rasulün yarasını yeniden kanattılar. Husey'nin mübarek bedenini Halebe başını yine Şam'a taşıdılar.
Rus kafiri ile Yezidler şaraplarını yudumladılar, Husey'nin Mübarek başları ile dudaklarına sopaları ile dokunurken Halep'te bedeninin üzerine binlerce başı kopmuş Huseyn yığdılar.
Kurt kuzu postuna bürünmüş dilinde Ali, elinde zülfikar, aklında 1400 senedir sönmeyen pers ateşi yanmakta. Bu öyle bir ateşki, Halebi cehennem gibi kasıp kavurmakta. Huseynler, Zeynepler, Ömerler, Osmanlar, Hasanlar yanmakta.
Haleb, Ey Naif ruhlu insanların şehri Halep! Yüzünü Kabe'ye, sırtını Kudüs'e, elini İstanbul'a uzatan Haleb! Haleb. Haleb...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder