7 Temmuz 2015 Salı

Onların kurdukları tuzaklardan Allah cc ikramına, ya nasip...

 2. dünya savaşı sonrası kurulan eski dünya düzeninin çatırdadığı günümüz, yeni kurulacak dünya düzeninin arayışı içinde. Ülkemiz içinde yaşananlar ve ülke dışında ve özellikle alem-i islam üzerinde yapılan operasyonların, yaşananların bir birinden bağımsız ve kendi tabi mecrasında yaşanan hadiseler olduğunu kimse iddia edemez.
Avrupa ve Amerika'nın kurduğu düzen çökmektedir. Batı bütün kaynak ve imkanları ile hızlı bir inişin içinde iken Asya ülkelerinin, Brezilya'nın ve özellikle Türkiye'nin yükselişi çökme trendine girmiş olan batıyı tümden endişelendirmektedir. Dolayısı ile kaçınılmaz olan gerileyişlerine karşın batı hasım olarak gördüğü yükselen bu yeni güçlere karşı kendi düşüş hızlarını yavaşlatırken yükselen yeni güçlerin ise hızlarını kesmek içi her türlü kirli oyunun içine girebilmektedirler. Alem-i İslam'ın maalesef içinde yaşanan hadiselerin ve çatışmaların, darbelerin, işgallerin, iç savaşların ve terörist yaftasını yakıştırdıkları ve kendi elleri kurdukları örgütler eliyle bu faalyetleri gerçekleştirdikleri su götürmez bir gerçektir.
Medeniyetler tarihi açısından mesele ele alındığında hemen her kesin ortak kanaati bütün kadim medeniyetler Akdeniz havzasında şekillenmiş ve dünya burada kurulan üst medeniyetin ayak izlerini takip ederek bugünlere ulaşmıştır. Peki soru şu; Akdeniz havzasında yeni doğmakta olan güneş hangi ülkenin güneşidir ve hangi ülkelerin güneşi batmaktadır?
Türkiye son 13 yılda yaptığı hamlelerle Osmanlı sonrası kurulan cumhuriyetle birlikte bileklerine takılan kelepçeleri kırarak Alem-i İslam'ın elinden tutma çabası içine yeniden girmiş, ayaklarında ki prangaları kırarak bağımsızlık yolunda batının kendisini yakalayamayacağı büyük adımlar atmayı becermiştir. Elbet Türkiye el an bağımsız bir ülke olmayı başarmıştır demiyorum lakin bu yolda geri dönülmez mesafeler kat etmeyi başarmış ve buna ramak kalmıştır. Türkiye yeniden kadim tarihinde oynadığı misyona geri dönme arayışlarını hızlandırmış ve  bu durum hem içerideki yerli işbirlikçileri hemde onların efendileri olan batılı uluslar arası güçleri, ülkeleri rahatsız etmiştir.
Etrafımızda yaşanan bütün iç savaşları, iç kargaşaları,akan müslüman kanını Türkiye'nin kendi içinde yaşadığı dönüşümün Alem-i İslamda uyandırdığı heyecanı bitirmek ve yeniden Alem-i İslamın kurucu bir özne olarak tarih sahnesine çıkma imkanlarını bitirmek için olduğunu hatırdan çıkartmayalım.
Irak'taki yaşananlar, ne Suriye, nede Mısır, Kuzey Afrika da ki Müslüman ülkeler ne de Yemen kesinlikle Türkiye'de yaşanan gelişmelerden bağımsız ele alınamaz. Fotoğrafın bütünü içinde Türkiye kurucu özne olma imkanına hem coğrafi, hem tarihi, hem devlet ve askeri yapısı hemde bilim üretme kapasitesine sahip olmasını hasımları görüp bu şekilde ön tedbirler almaktadırlar. Yer altı kaynakları ve özellikle petrolün bu coğrafyalardan çıkartıldığını ve gelişmiş ülkelerin enerjiye olan ihtiyacını göz önünde bulundurduğunuzda Türkiye'nin yeni bir oyun kurucu ülke olarak çıkmasına müsade edilebilir mi? Üstelik tarihine öykünen, ümmetin mazlumlarına kol kanat geren, batının onları sömürmesine kendi imkanları çerçevesinde itiraz eden bir ülkenin daha çok gelişmesi, daha çok büyümesi elbette batıyı rahatsız etmekte ve yeni doğan bu güneşin doğmadan batması için var güçleri ile çaba sarf etmektedirler.
Batı hırçın bir şekilde, Deaş, Pyd gibi örgütler üzerinden bölgeyi domine etmeye çalışmaktadır lakin bu tehlikeli oyun Türkiye açısından inanılmaz fırsatlarıda beraberinde sunmaktadır. Nasıl diyeceksiniz?
Osmanlı dağılmaktan kurtulamayacağını anladığında Misak-ı  milli sınırlarını belirlemiş lakin bunu da gerçekleştirememişti. Şimdi ise bu sınırların daha ötesinde hatta Basra körfezine dahi inme imkanı önünde beklemektedir.
Batı kendi içinde büyüyen Türkiyeyi engellemek için, içinde yaşadığımız etnik ve mezhep temelli çatışmaları çıkartırken bu çatışmaları uzun bir vadede planlayarak hiç bitmecesine bir heves ve iştahla bunları planlamış lakin Türkiye'nin geçmişte var olan denklemde hiç düşünemeyeceği komşularının toprak bütünlüğü batı tarafından parçalanmış ve doğal Misak-ı milli sınırları kendiliğinden oluşma yoluna girmiştir. Batı kirli ve çirkin bir oyun planlamakta lakin Allah cc bir planı olduğunu unutmaktadır. Şimdi Türkiye önüne çıkan bu tabloyu iyi bir şekilde okur ve ona göre zamanında tedbirler alınırsa, Haleb'in, Musul'un, Kerkük'ün, Erbil'in ve daha bir çok müslüman şehirlerin yeniden İstanbul ile, Ankara, Diyarbakır ile geçmişte olduğu gibi kardeş bağları İslam zeminde yeniden kurulabilir. Zaten halklar buna razı ve arzu etmektedirler.
Osmanlı'nın kuruluş yıllarındaki balkanlar ve Alem-i İslam'ın içinde bulunduğu durum ne kadar da benziyor. Yunanistan'ın iflası ile yunan halkında batıya karşı olan öfke yüzünü yeniden doğuya çevirmesine neden olur mu dersiniz? 2040 yılında Rusya Müslümanlarının sayısının Ortodoks nüfusu geçmesi ile rus papazların dahi kendi dinlerinden ümitlerini yitirdiği bir ortamda acep İslam'a ve Müslümanlara külli irade hangi fırsatları sunacaktır?
Daha sıralayacağımız ve ümidimiz artıran onca gelişmeler varken, dünya insanı İslam'ın insanlığa sunacağı merhameti, şefkati ve barışı tarihinde hiç olmadığı kadar arzular ve ararken bize düşen Müslüman gibi değil Müslüman olmaktır, kardeş olmaktır. Hangi İslam diyorsanız; İnsanı önceleyen ve düşüncelere önem veren, çatışmayı değil farklılıkları zenginlik görüp bir arada yaşayan ve yaşatan, sadece kendi iç farklılıklarını değil diğer inançtan olan insanlara da bütün haklarını teslim eden yorum hangisi ise işte ben bu İslam dan bahsediyorum. Biz bütün bunları geçmişte hangi İslamla başarmış isek kaybettiğimiz o tecrübeye muhtacız. Tepkisel ve köksüz ve protest düşüncelerle, inanışlarla bir yere varamayacağımız aşikar.
İstikbal İslamındır, bundan hiç ama hiç endişe etmiyorum. Hasımların kurduğu tuzaklar onlar düşerken bizim büyümemize fırsatlar sunacaktır. Müslümanca hadiselere bakacak ve görüp yorumlayacak feraseti terk etmeyelim yeter ki...

1 yorum: