İnsanlık tarihi boyunca hiç ama hiç bu kadar insanların günlük gündemlerinin değiştiği bir zaman dilimi olmamıştır. İnsan sadece biyolojik yanı ile yaşayan bir varlık değildir. Hatta insanı diğer canlılardan ayırt eden en önemli yanı onun fiillerinin bir temelli düşüncenin mahsulu olduğu halidir. İnsanı insan kılan, değerli kılan düşünerek, tartarak, eksiğini ve fazlasını hesap ederek fiiller yapıyor olmasıdır. İnsan, kısaca davranışlarında derin bir aklın, derin bir şuurun olduğu varlığın adıdır. Peki insanın davranışlarında en temel faktör olan şuurun oluşmasında şuura tesir eden en önemli amil nedir? Elbette bilginin ta kendisidir.
Modern insan bugün kaçınamadığı sorunlarla başbaşadır. Yani insan tekini aşan bir şehirleşme, devletin bütün hayatı kapsayan kuralları, modern şehir hayatının insanı ve aileyi yalnızlaştıran ve güven bunalımına sürüklediği ortamın varlığı ve sorunlar karşısında savunmasız kalan bir insan portesi ile karşı karşıyayız. Birde bu yalnızlığına ilave edilmiş insanın en temel ihtiyacı olan bilgilenme kanallarının kirliliği sorunu şehir insanının davranışlarında kaçınılmaz yanılgılara, şuursuz davranışlara ve kendisinin planlamadığı bir takım komplike oyunların bir parçası durumuna düşürebilmektedir.
Türkiye gibi çarpık şehirleşmenin, yanlış nüfus politikalarının, adaletsiz gelir dağılımının, haksız kazançların, devlet tarafından adam yerine konulmayan insanların, gerek inançları, gerekse taşıdığı değerler devlet tarafından baskı altına alınan bu insanların devlete karşı yaşadığı güven bunalımıda bugünün insanının sorunlarını artıran hususlardan bir diğeridir. Bütün bu karmaşa ve güven sorunları kaşısında yalnızlaşmış insanı kendi dar amaçları uğrunda bir takım bilgi karmaşası ile yönlendirme çabası içinde olan örgütlerde insandan beklenen şuurlu davranışı ortaya koymasına engel teşkil etmektedir. Örgütlü ve kötü maksatlı yapılar, Ülkelerin içinde yaşadığı sosyal problemleri rahatlıkla istismar edebilmekte ve yalnızlaşmış insanı bir takım kirli bilgiler ile yönlendirerek kitle haline indirgeyebilmektedir. İnsan yanlış bilgilerin kurbanı olurken bu tarz tepkiler ve davranışları ile insanı insan yapan şuurlu davranışlar yapmaktan uzaklaşmaktadır. İnsan hayatın bir öznesi iken bu tarz davranışları ile bir takım maksatlı örgütsel yapıların amacını gerçekleştiren nesne derekesine düşürülmektedir.
Taksim'de yaşanan son hadiselere baktığımızda masum gerekçelerin nasıl istismar edilerek ve yalnış ve kirli bilgilenme kanalları ile şehir insanını bu kadar kolay yönlendirmenin ve şuursuz bir davranışın içine nekadar kolay kendisini atabildiğinin çarpık ama bir okadarda acı gerçeği ile karşı karşıyayız.
Artık modern şehirli insanın günlük karmaşa içinde ve yanlış bilgi kanallarına erişimin sınır tanımadığı günümüzde insan her geçen gün şuurlu bir varlık olma yetisini kaybetmektedir. Şuursuz davranışlar ortaya koyan ve kolayca yönlendiirilebilen toplumlar istismara açıktır ve en önemli sorunlar ise güvenlik sorunudur. Güvenliği öncelemiş veya toplumun güven duygusunu yitirdiği toplumlarda devletin adaletli, şefkatli ve merhametli olması beklenemez. Devletsiz bir yapının modern günmüz toplumu açısından imkansızlığını göz önünde bulundurursak bugün batılı normlarda devlet ve toplum düzenini kurmuş bütün dünya milletleri müthiş bir güvenlik sorunu ile karşı karşıyadır.
İslam, güven unsuru üzere insani, ailevi, ictimai ve devlet düzenini kurar, güvenlik üzerine değil. Güvenin tesis edilemediği ne aile, ne toplum nede devlet uzun süre ayakta kalamaz. Bugün modern şehirler ve karmaşası ve modern hayatın bilgilenme kanalları insanın güven üzere inşa edeceği zemini ortadan kaldırmaktadır. Bugün batı hangi sorunlar yumağının içinde bocalıyor ise onu taklitedenlerde bilmelidirki bu sorunlar yumağının kendileride bir parçasıdır ve altında kaçınılmaz olarak kalacakları gerçeğidir.
Medeniyet yürüyüşü içerisinde aslolan şey sürekliliktir. Geçmişle, tarihle, gelenekle bağını kopartanlar hangi zincirin halkalarıdır ve nereye bağlıdır ve kendileri kimdir sorularına temelli cevaplar veremeyecektir. Bugün modern batılı manada şehirleşme gayretlerinin gözden geçirilmesi ve taksimde yaşananlarla birlikte düşünülmesi kaçınılmazdır. Plazalarda, rezidanslarda.avmlerde gününü geçiren ve özendirilen insanlar hangi geçmişin devamı olarak teşvik görmektedirler ve onlardan hangi gelecek beklenmektedir. Diğer tarafta buralara ulaşma imkanını yitirmiş yada elde edememiş insanların itirazları ile sokaların savaş meydanına döndüğü ve böyle bir gelecek elde etme hırsı ile kamçılanmış bu insanlarla hangi gelecek kurulacaktır ve bu insanlar hangi geçmişin uzantılarıdır.
Tanzimatla yaşadığımız ve derin bir hasar alarak cumhuriyetle tamamen kırılarak koptuğumuz tarihimize eklemlenmeden kaybettiğimiz süreklilik bağını kurmadan bu sorunlar ile baş edilebilmesi mümkün değildir. Gelecek bu manada tedbirler alımaz ise daha karanlık görünmektedir. Bu hemen her alanda geçmişle bağ kurulmasını ihtiva eden bir çağrıdır. Eğitimden, şehirleşmeye, üretim-tüketim sisteminden askeri yapılanmaya, mimariden sanata hemen her alanda tarihle atılan köprülerin yeniden kurulması ile gerçekleşecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder