Biz Müslümanların, bugün içinde bulunduğumuz en büyük sorunumuz; Çok inanıp az düşünmemizdir.
Halbuki aklı olmayanın dini de yoktur. Yani düşünce yoksa, din de yoktur.
İnsan inanır lakin inandığı ilkeler üzerinde sahih yorumlara sahip olamaz ise, inancını sömüren simsarlar yakasından düşmez, sırtından inmez.
İnsan inanır hemde samimi olarak inanır lakin sahih yorumlardan yoksun kalır, düşünceye a
lan açamaz ise,soğuk, katı,donmuş, buz kesilmiş bir katılığın içinde kalmaktan kendini kurtaramaz.Güneşin en zayıf ışıklarına bile maruz kalınca korumasızdır hemen çözülür. katı kalmak için soğuk ortamlar arar, bulamadığında psikolojik sancılar çeker, kaçınılmaz olarak, paranoya belkide şizofren davranışlarda bulunur, güneşe kızar. Çözülür, çözüldükçe, bozulur. ter keder inanç namına neye sahipse. inanç bir ideal, amel ise realitedir. pratiği olmayan bir dini tasavvura sahip olmak aslında zaman ve mekandan bağımsız bir inancı sürdürme çabasıdır ki içinde kesinlikle bilinç ve düşünce yoktur.
Zamandan ve mekandan bağımsız bir inanç tasavvuruna sahip olmamızın faturasını 200 yıldır ödüyoruz. Lakin güneşin ışığına maruz kalan yanlarımız çözüldü, koptu, eridi aktı ve kayboldu. biz ise sadece seyrediyor, ah-vah ederek hayıflanıyoruz. Çözülen ve kaybolan yanlarımıza kızıyor ve onları samimiyetsizler olarak suçlayarak kendimizin de çözülmemesi için soğuk ortamlar arayıp duruyoruz.
Halbuki, inandığımız değerler çerçevesinde zamanı ve mekanı kurabilme becerisine sahip olmamız inancımızın gereği, inancımızın bizden talebi değil midir? Mekanı kurmak için düşünceye, tabiat ilimlerine, tarihe, fiziğe, matematiğe, insan bilgisine, evren bilgisine, her şeyden evvel akla alan açmamakla nasıl mümkün olabilir ki?
Alem-i İslam'ın son 200 yıldır varlık ve yokluk mücadelesi içinde debelenip duruyor olmasının arkasında yatan neden ne ola ki?
1000 yıl boyunca küre ölçeğinde ilmi, bilimi,ahlakı, sanatı, edebiyatı, estetiği, şehri ve her şeyden öte insanı insan kılan nizamı geliştiren medeniyetin çocuklarına ne oldu, neyi yitirdikde varlık-yokluk cenderesinin içinde kıvranır olduk?
İki elimizin arasına başımızı alıp neden sorusuna cevap bulamadıkça, taklit etmeye, çözülmeye, erimeye devam edeceğiz.
Zamanı ve mekanı hesaba katan dini yorumlara sahip olmadıkça, çözülmeye devam edeceğiz.....
Zamanı ve makanı kuran irade son 200 yıldır sömürgeci batı zihniyetinin elindedir. Batı medeniyeti kendisi dışındaki bütün medeniyetleri ilkel ve barbar diye tanımlamış ve özellikle islam'ın ilim ve bilim üzerindeki bin yıllık etkisini nazarlardan saklayarak hemen her bir şeyi kendine mal etmeye çaba sarfetmiş ve dolayısıyla bütün müslüman coğrafyaları sömürgeleştirme çabasına girmiştir.
Bu haksız, hukuksuz, ve canavarca hislerle dolu batı çabalarına karşı her sahada direnmeye çalışan Müslümanlar bugünde direnmeye çalışıyorlar. Toprakları işgal edilen, yeraltı ve yerüstü kaynakları çalınan müslümanların her geçen gün haklı bir şekilde öfkesi artıyor. Sadece inanca yaslanarak, günümüz bilgisi ve biliminden yoksun bir akılla bu mücadele başarıya ulaşabilir mi?
Günümüz bilgisine sahip olmayan gençlerimizin haklı öfkelerini de onlar yönetiyorlar. Kızgınlığımızı artırıp düşünmemize fırsat vermeden, bilgi ve bilimle temas kurmamıza mani olarak bulaşmamamız için çaba sarf ediyorlar. Afganistan, ırak, Çeçenistan, Yemen, Libya, Suriye, Somali,Nijerya ve dahi bir çok coğrafyamız ısıtılmaya devam ediyor. Oyunu onlar kuruyorlar, bizlerde inacımızla bu oyunun düşünmeden gerçek bir parçası olarak buharlaşmaya devam ediyoruz.....
Allah akletmeyenlerin üzerine pisliği boca eder. K.Kerim.
Halbuki aklı olmayanın dini de yoktur. Yani düşünce yoksa, din de yoktur.
İnsan inanır lakin inandığı ilkeler üzerinde sahih yorumlara sahip olamaz ise, inancını sömüren simsarlar yakasından düşmez, sırtından inmez.
İnsan inanır hemde samimi olarak inanır lakin sahih yorumlardan yoksun kalır, düşünceye a
lan açamaz ise,soğuk, katı,donmuş, buz kesilmiş bir katılığın içinde kalmaktan kendini kurtaramaz.Güneşin en zayıf ışıklarına bile maruz kalınca korumasızdır hemen çözülür. katı kalmak için soğuk ortamlar arar, bulamadığında psikolojik sancılar çeker, kaçınılmaz olarak, paranoya belkide şizofren davranışlarda bulunur, güneşe kızar. Çözülür, çözüldükçe, bozulur. ter keder inanç namına neye sahipse. inanç bir ideal, amel ise realitedir. pratiği olmayan bir dini tasavvura sahip olmak aslında zaman ve mekandan bağımsız bir inancı sürdürme çabasıdır ki içinde kesinlikle bilinç ve düşünce yoktur.Zamandan ve mekandan bağımsız bir inanç tasavvuruna sahip olmamızın faturasını 200 yıldır ödüyoruz. Lakin güneşin ışığına maruz kalan yanlarımız çözüldü, koptu, eridi aktı ve kayboldu. biz ise sadece seyrediyor, ah-vah ederek hayıflanıyoruz. Çözülen ve kaybolan yanlarımıza kızıyor ve onları samimiyetsizler olarak suçlayarak kendimizin de çözülmemesi için soğuk ortamlar arayıp duruyoruz.
Halbuki, inandığımız değerler çerçevesinde zamanı ve mekanı kurabilme becerisine sahip olmamız inancımızın gereği, inancımızın bizden talebi değil midir? Mekanı kurmak için düşünceye, tabiat ilimlerine, tarihe, fiziğe, matematiğe, insan bilgisine, evren bilgisine, her şeyden evvel akla alan açmamakla nasıl mümkün olabilir ki?
Alem-i İslam'ın son 200 yıldır varlık ve yokluk mücadelesi içinde debelenip duruyor olmasının arkasında yatan neden ne ola ki?
1000 yıl boyunca küre ölçeğinde ilmi, bilimi,ahlakı, sanatı, edebiyatı, estetiği, şehri ve her şeyden öte insanı insan kılan nizamı geliştiren medeniyetin çocuklarına ne oldu, neyi yitirdikde varlık-yokluk cenderesinin içinde kıvranır olduk?
İki elimizin arasına başımızı alıp neden sorusuna cevap bulamadıkça, taklit etmeye, çözülmeye, erimeye devam edeceğiz.
Zamanı ve mekanı hesaba katan dini yorumlara sahip olmadıkça, çözülmeye devam edeceğiz.....
Zamanı ve makanı kuran irade son 200 yıldır sömürgeci batı zihniyetinin elindedir. Batı medeniyeti kendisi dışındaki bütün medeniyetleri ilkel ve barbar diye tanımlamış ve özellikle islam'ın ilim ve bilim üzerindeki bin yıllık etkisini nazarlardan saklayarak hemen her bir şeyi kendine mal etmeye çaba sarfetmiş ve dolayısıyla bütün müslüman coğrafyaları sömürgeleştirme çabasına girmiştir.
Bu haksız, hukuksuz, ve canavarca hislerle dolu batı çabalarına karşı her sahada direnmeye çalışan Müslümanlar bugünde direnmeye çalışıyorlar. Toprakları işgal edilen, yeraltı ve yerüstü kaynakları çalınan müslümanların her geçen gün haklı bir şekilde öfkesi artıyor. Sadece inanca yaslanarak, günümüz bilgisi ve biliminden yoksun bir akılla bu mücadele başarıya ulaşabilir mi?
Günümüz bilgisine sahip olmayan gençlerimizin haklı öfkelerini de onlar yönetiyorlar. Kızgınlığımızı artırıp düşünmemize fırsat vermeden, bilgi ve bilimle temas kurmamıza mani olarak bulaşmamamız için çaba sarf ediyorlar. Afganistan, ırak, Çeçenistan, Yemen, Libya, Suriye, Somali,Nijerya ve dahi bir çok coğrafyamız ısıtılmaya devam ediyor. Oyunu onlar kuruyorlar, bizlerde inacımızla bu oyunun düşünmeden gerçek bir parçası olarak buharlaşmaya devam ediyoruz.....
Allah akletmeyenlerin üzerine pisliği boca eder. K.Kerim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder