İnsan kendi benliğinin farkına vardığı zaman, ben ile
birlikte bir şahsiyet olduğu ve dolaysıyla kendisi dışında, sen, o üzerinde bir
farkındalığa kavuşur. Kendisi dışında, yakınında ve uzağında birilerinin olduğu
bilinci ile hareket etmeye başlar. Bu farkındalığın ardından İnsan, kendisinin
dışındakileri uzak ya da yakın fark etmeksizin çağırır.
Çağırmak uzak ve yakında olanları içerirken, kovmak
yakınınızda olanı, hemen yanı başınızda bulunanlar için yapılan bir eylemdir.
Çağırmak fiili nasıl gerçekleşir diye sorduğumuzda; ancak
dil organı ile lisan ile yapılabilirliği sonucu aklımızda uyanır. Dil olmadan,
lisan olmaksızın çağrı yapılabilir mi, çağırmak mümkün müdür?
İnsan çaresiz kaldığında, sıkıştığında, tek başına içinde
bulunduğu sorunu aşamadığında, canı yandığında da bağırır. Aslında bu bağırma
bir çağrı içerir lakin insan çaresizlikle, panikle yardım talebinde bulunur.
Uzaklara sesini duyurmak ister, sıkıştığı yerden kurtarılmayı talep eder, buda
bir çağrı, çağırma şekli, bir nevi davettir lakin bu davet, yani yardım talebi,
büyük bir korku psikolojisi içinde yapıldığı için tek amaç en uzaktakine dahi
sesini duyurma çabası, kurtulma telaşı içinde yapılmış bir eylemdir. İnsan
demek ki korkunca bağırır. Bu bağırma bazen bir çağrı içeriğine bürünürken,
bazen ise kovma talebine bürünebiliyor demektir. Şayet böyle ise, İnsan kalbini
açtığında çağırı, kapattığında ise kovma eylemi gerçekleşir diyebilir miyiz? Bu çerçeveyi esas kabul ettiğimizde ise
çağırmak dil organının bir faaliyeti olmaktan çıkıp kalbin bir eylemi haline
dönüşüyor demektir. Dil burada sadece aracılık faaliyetini üstlenmiş oluyor
demektir. Çağrı, dil aracılığıyla kalbin esaslı bir faaliyetidir diyebiliriz o
halde.
İnsan çağrı yapmaksızın, çağırmaksızın ya da bu çağrılara
cevap vermeksizin yapabilir mi? Çağrısı olmayan bir insan tahayyül edebilir
miyiz?
Çağırmak, sakin, kendinden emin, özgüvenle, suhuletle ve
dingin bir ruh haliyle yapıldığında davet içeren ve aynı zamanda yakınlaşmayı hedefleyen
bir fiil iken, kovmak, korkuyla, kızgınlıkla, büyük bir sıkışmışlık psikolojisi
içinde, bağırmakla elde edileceği umulan bir uzaklaşma talebine dönüşmektedir.
İnsan sevince, sevgi d
olu olarak naif bir sesle ve edayla çağırır, birleşmek,
bir olmak, birlik olmak ister. Sahip olduğu şeylerin güzelliğini aktararak,
paylaşarak, pay ederek çoğaltmak ve büyütmek ister.
Çağrı, kişinin sahip olduğu şeyleri vermeyi, diğerine
ulaştırmayı hedefler. Çağrı yakınlaşma talebidir. Bu talebin neyi hedeflediği
daha sonra çağrıya kulak verince ortaya çıkar. İnsan herhangi bir şey sahip
olmaksızın çağrı yapmaz, yapamaz. Çağrı sahip olduklarımız adına yapılan bir
duyururdur, davettir. Sahip olmadıklarımız adına bir çağrı yapabilir miyiz?
Evet, yapıla bilinir, mümkündür denilebilir. Çağrıya kulak verip davete icabet
eden sormaz mı?
-
Beni neden çağırdın?
Beni neden çağırdın?
İnsan çağırdığı kimseyi neden kovar?
Kovmak, kızgınlık halinin insana ilişmesinin hemen
arkasından oluşan bir eylemdir. İnsan sahip olduğu şeyleri çağırdığı kişilerle
pay edemeyince, paylaştıramayınca, paylaşamayınca, ortak payda oluşturamayınca,
sınırlar karşılıklı belirginliğini koruduğunda, hatta karşı tarafın kendi
sınırlarına tecavüz ettiği kanısına vardığında insan kızar. Kızınca, dengesini,
sakinliğini, suhuletini, dinginliğini, emin olma halini yitirir. Çağrı akıl
gücüyle yapılan bir eylem iken, karşılıksız kalan teklifin sonucunda itidalin
yitimi ile yerini kas gücüne bırakır. İnsan önce bağırır karşılık bulamayınca
tehdit olarak gördüğü şeyi savuşturmak adına, uzaklaşmak ve uzaklaştırmak adına
yani kovmak adına harekete geçer.
Çağırmakla, bağırmak arasında farka vardır azizim.
Çağırmakla, bağırmak arasında farka vardır azizim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder