İnsan, ümit ve surat asıklığı. Ne ilginç bir terkip değil mi?.
Birincisi fail yani özne
İkincisi umut yani öznenin iç dünyası. öz, iç muhteva.
Üçüncüsü suratın asılması ise iç dünyanın dış dünyaya bakan yanı. İç dünyanın dış dünyadan bir türlü saklayamadığı gerçeklerin sızdığı, sızdırldığı yerdir insan yüzü. yani sureti. Yani siretinin izleri.
İnsanın iç dünyasında olup bitenleri gözlerinin ve yüzünün saklaması güç lakin belki de dil ile becerebileceği bir şeydir. İnsanın içinde kopan fırtınalara ve yaşadığı derin acılara rağmen dil bunu saklayabilir, gizlemeyi başarabilir. İnsanın gözleri ve yüzleri ise iç kabta olup bitenleri gizlemeyi bir türlü beceremez. Bunu iradi olarak istese de yapabilemez. Bel ki kemiği olmayan dil ancak bunu becerebilir. Çünkü dil insanlar tarafından görülebilen bir organ değildir. Ağzın içinde dudakların ve dişlerin arkasına saklanabilir. Gizlenmeye gayet elverişili bir mekana sahiptir. Lakin insanın sureti, yüzü ve gözleri öylemi?
İyide biz dil organın kendisinden değil dilin bir faaliyeti olan konuşma kabiliyetinden bahsediyor değilmiyiz azizim?
Evet insanın lisanı, kişinin içinde bulunduğu durumu pekala gizlemesini, saklamasını, hatta abartmasını çok iyi bilir. Üstelik bu konuda çok mahir olduğuda söylenebilir.
İslam alimleri abdest konusunu ele alırken ağız içinin dışarıda kalan mı yoksa içeride kalan bir organ mı olduğunu tartışmışlardır. Yüzün yıkanması farzı meselesinde ağız yüzün içinde midir yoksa dışındamıdır diye.
Ağız ve dil diyerek geçmeyelim azizim. Gizlemekten, gizlenmekten ve hatta abartma kabiliyeti olan bir organdan bahsettiğimizi unutmayalım.
Peki neden insan umudunu yitirir?
Yada ümid nedir?
Güzel türkçemizde ümid, ummak, arzu etmek, bir şeyin olmasını yada olmamasını şiddetle umuyor olma halidir.
Umut sadece fakirin ekmeği ise zenginin neyidir peki?
Yada zenginlerin yani varlık sahibi olanların umuda olan ihtiyaçları yok mu denmek istenmiştir.?
Çünkü onlar fakirin peşinde koştuklarını elde etmiş kimseler oldukları için muradına ermiş kimselerdir mi denmek istenmiştir?
Şayet öyle ise umut dediğimiz şey sadece maddi olanla yani fakirin elde etmeye çalıştığı ve bulunca iktifa ettiği ekmekle sınırlı kalmış olmuyor mu?
Hayatta ekmek yaşamak için ne kadar elzemse ve ekmeğe muhtaç ise insan hayatının da bir o kadar anlam ve gayeye ihtiyacı vardır.
Yaşamın şartı hava, ekmek ve su ise varolmanın şartı da varolma nedenini bulmak ve o ilkeler etrafında ömrü sürdürmektir.
söz bitmiyor azizim.
ez cümle, kimin ne söylediği değil kimin ne yaptığı önemlidir. Dilin şahitliğinde kuşku yüzün şahitliğinde eminlik yatar. Surat hayatın içinde beklediğimiz şeyleri karşılayamayınca asılır, korkunca, üzülünce ümüdini yitirince asılır. İnsan iman sahibi iken bu nasıl olabilir ki? demeyin...
İnsanın bir ham hali
bir de Kemal hali vardır.
Yani azizim kemal halinde surat asılmaz mı demek istersin?
Amiş Efendi talebelerine; Bir şeyin olması ile olmaması arasında senin açından bir fark yoksa nakıssın evladım dermiş.
İmanın halleri vardır azizim.
Elbette taklidi imandan bahsetmiyorum.
Tahkiki iman derim lakin onunda şubeleri, şubelerininde şubeleri vardır.
İlme'l yakın,
Ayne'l yakın ve Hakka'l yakın..
İnsan suratını umudunu yitirince asarmış azizim...
Umud genişlik, yeis hali darlık demektir.
iman sonsuzluğa açılan bir menfezden hayatı yorumlarken, yeis hali büzüşmeyi, daralmayı hatta sıkışmayı temsil eder ve öte dünyaya açılan bir menfezi olmadığı için hapsolduğu hayatın mahkumudur ve surat asıklığı müntesibinin yüzünden hiç eksik olmaz.
Surat asmaya insanın hakkı var mıdır azizim, ne dersin?...
Birincisi fail yani özne
İkincisi umut yani öznenin iç dünyası. öz, iç muhteva.
Üçüncüsü suratın asılması ise iç dünyanın dış dünyaya bakan yanı. İç dünyanın dış dünyadan bir türlü saklayamadığı gerçeklerin sızdığı, sızdırldığı yerdir insan yüzü. yani sureti. Yani siretinin izleri.
İnsanın iç dünyasında olup bitenleri gözlerinin ve yüzünün saklaması güç lakin belki de dil ile becerebileceği bir şeydir. İnsanın içinde kopan fırtınalara ve yaşadığı derin acılara rağmen dil bunu saklayabilir, gizlemeyi başarabilir. İnsanın gözleri ve yüzleri ise iç kabta olup bitenleri gizlemeyi bir türlü beceremez. Bunu iradi olarak istese de yapabilemez. Bel ki kemiği olmayan dil ancak bunu becerebilir. Çünkü dil insanlar tarafından görülebilen bir organ değildir. Ağzın içinde dudakların ve dişlerin arkasına saklanabilir. Gizlenmeye gayet elverişili bir mekana sahiptir. Lakin insanın sureti, yüzü ve gözleri öylemi?
İyide biz dil organın kendisinden değil dilin bir faaliyeti olan konuşma kabiliyetinden bahsediyor değilmiyiz azizim?
Evet insanın lisanı, kişinin içinde bulunduğu durumu pekala gizlemesini, saklamasını, hatta abartmasını çok iyi bilir. Üstelik bu konuda çok mahir olduğuda söylenebilir.
İslam alimleri abdest konusunu ele alırken ağız içinin dışarıda kalan mı yoksa içeride kalan bir organ mı olduğunu tartışmışlardır. Yüzün yıkanması farzı meselesinde ağız yüzün içinde midir yoksa dışındamıdır diye.
Ağız ve dil diyerek geçmeyelim azizim. Gizlemekten, gizlenmekten ve hatta abartma kabiliyeti olan bir organdan bahsettiğimizi unutmayalım.
Peki neden insan umudunu yitirir?
Yada ümid nedir?
Güzel türkçemizde ümid, ummak, arzu etmek, bir şeyin olmasını yada olmamasını şiddetle umuyor olma halidir.Umut sadece fakirin ekmeği ise zenginin neyidir peki?
Yada zenginlerin yani varlık sahibi olanların umuda olan ihtiyaçları yok mu denmek istenmiştir.?
Çünkü onlar fakirin peşinde koştuklarını elde etmiş kimseler oldukları için muradına ermiş kimselerdir mi denmek istenmiştir?
Şayet öyle ise umut dediğimiz şey sadece maddi olanla yani fakirin elde etmeye çalıştığı ve bulunca iktifa ettiği ekmekle sınırlı kalmış olmuyor mu?
Hayatta ekmek yaşamak için ne kadar elzemse ve ekmeğe muhtaç ise insan hayatının da bir o kadar anlam ve gayeye ihtiyacı vardır.
Yaşamın şartı hava, ekmek ve su ise varolmanın şartı da varolma nedenini bulmak ve o ilkeler etrafında ömrü sürdürmektir.
söz bitmiyor azizim.
ez cümle, kimin ne söylediği değil kimin ne yaptığı önemlidir. Dilin şahitliğinde kuşku yüzün şahitliğinde eminlik yatar. Surat hayatın içinde beklediğimiz şeyleri karşılayamayınca asılır, korkunca, üzülünce ümüdini yitirince asılır. İnsan iman sahibi iken bu nasıl olabilir ki? demeyin...
İnsanın bir ham hali
bir de Kemal hali vardır.
Yani azizim kemal halinde surat asılmaz mı demek istersin?
Amiş Efendi talebelerine; Bir şeyin olması ile olmaması arasında senin açından bir fark yoksa nakıssın evladım dermiş.
İmanın halleri vardır azizim.
Elbette taklidi imandan bahsetmiyorum.
Tahkiki iman derim lakin onunda şubeleri, şubelerininde şubeleri vardır.
İlme'l yakın,
Ayne'l yakın ve Hakka'l yakın..
İnsan suratını umudunu yitirince asarmış azizim...
Umud genişlik, yeis hali darlık demektir.
iman sonsuzluğa açılan bir menfezden hayatı yorumlarken, yeis hali büzüşmeyi, daralmayı hatta sıkışmayı temsil eder ve öte dünyaya açılan bir menfezi olmadığı için hapsolduğu hayatın mahkumudur ve surat asıklığı müntesibinin yüzünden hiç eksik olmaz.
Surat asmaya insanın hakkı var mıdır azizim, ne dersin?...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder