Aydınlığın var olduğu yerde karanlıktan söz etmek, karanlığın aydınlık içinde varolabileceğinden bahsetmek en hafif tabiri ile ahmaklıktır. Işığın olduğu yerde karanlığı anımsatacak, karanlığa pencere açıcak bir alan bulunmaz. Bulunsa bulunsa ışıkla elde edilmiş hareket sahibinin gölgesinden bahsedilebilinir ki oda karanlığın bir delili değil tam tersine ışığın bir delili kabul edilir.
İnsan karanlıkta görebilmeyi beceremez. En azından ten gözüyle beceremez. Her ne kadar günümüz teknolojisi elde edilmiş gece görüş sistemleri insana bu imkanı veriyor ise de insan bu sistemlerden yardım almaksızın göremez.
Görme faaliyetinin insan açısından önemi nedir diye sorsak, hemen hepimizin görme faaliyetini sağlayan göz ve işlevlerinin önemi hakkında söyleyeceği çok şeyler vardır. Görme yetisinden yoksun olan insanlara güzel Türkçemizde önceden ama derlerdi. Günümüz Türkçesinde ise kör kelimesi ile durum kavranmaya çalışılıyor. Ama, ten gözü ile görme faaliyetini icra edemeyen insanlara verilen bir isimlendirme idi. Yani, ışığı olmayan hep karanlıkta kalan, karanlıkta kaldığı içinde ışığın imkanları ile ortaya çıkan şeyleri görme yetisinden yoksun kalan kimse demek istiyorlardı. Aslında ışık vardı lakin onların o ışığı görme yetisine sahip olan gözleri bu kimseye o ışığı görme imkanı vermekten biyolojik olarak yoksundu.
Aslında ışıkla birlikte görme imkanına sahip olduğumuz yeryüzündeki hareketli ve hareketsiz varlıklar ancak ışık sayesinde insan tarafından farkedilebiliyordu yada tanımlanma imkanına kavuşuyorlardı.
Görme faaliyetinin oluşabilmesi için önce sağlıklı bir göze daha sonrada ışığa ihtiyaç vardır. Biri olmadan diğerine sahip olmak görüş ve tanımlama yetisini de elde edememek demektir.
Işık var lakin göz bozuk yada göz sağlam lakin ışık yok. Her iki halde de tam görüş ve tanımlama yapılamaz.
Sağlıklı bir görüşün ve sağlıklı bir tanımlamanın gerçekleşebilmesi için göz ve ışık arasında ki uyumun da sağlam olması gerekir. İnsan gözü ışığın kaynağına doğru yaklaştıkça ışığın dozu artacak ve haliyle insan ışığın kaynağına yaklaştıkça görme yetisini de yitirecektir. Tam tersi ışığın merkezinden iyice uzaklaşan insanın dozu iyice düşmüş ışığın aydınlatamadığı alanlardaki gri tonlarda da sağlıklı tanımlamaların içinde bulunamayacaktır. Kısaca sağlıklı bir göze sahip olmanız yetmediği gibi bir ışık kaynağının olması da sağlıklı bir görüş ve tanımlama için yeterli değildir. Sağlıklı göze sahip olan kimsenin ışığa olan doğru mesafesi ve doğru yönlü bakış tayini ile ancak doğru görüş ve doğru tanımlamalar elde edilebilir.
Doğru tanımlamayı ve doğru bakışı elde etmenin diğer nedenlerinden biride hareketli cisimlerin hız kavramına dikkat etmekle elde edilme gereğidir. Sabit cisimler incelenmeye ve şartlar elverirse tanımlanmaya uygundurlar lakin hareketli cisimler ise hızları oranında tam görülebilirler yada tanımlanabilirler. Hareketli varlıklar için doğru tanımlamaya sahip olmak için onların sürat, hızlarını göz ardı etmeden doğru bir görüşe sahip olunabileceği gerçeği ise diğer başka bir husustur.Bu kabaca yaptığımız girizgahtan sonra bahse konu etmek istediğimiz husus hak-batıl ilişkisine farklı bir bakış penceresi açarak değişik açılardan bakabilmeyi denemektir.
Batıl; boş ve temelsiz olan, devamlı olmayan, temelsiz olan, yok olan, yok olmaya mahkum, varlığı geçici yada varlığı yanılsamadan ibaret olan, bir şeydir.
Hak; Temeli olan ve mutlak varolan, ölçülü olan, yüce yaradanın koyduğu ölçülere hak denir.
Geçtiğimiz son yüzyıla kadar medeniyetimiz insanının hayat tasavvuru ve yaşayışı temel değişiklikliklere uğradı. İçinde bulunduğumuz bu yüzyıla kadar insanlar içe dönük bir hayatı daha tercih edilen ve daha değerli bir şey olarak görürken günümüz insanı dışa yönelik bir hayatı tercih etmeyi seçmiştir. Bu seçimde hayatın akışının içine hız kavramının bütün depdebesi ile girmesinin etkisi büyük olmuştur. Eski dönemlerde hayat daha yavaş ve sakin yaşanıyor iken yeni dönemde icad edilen araçların etkisi ile daha hızlı ve başdöndüren bir etkiye bürünerek yaşanmaya başlanmıştır. Hayatın daha sakin yaşandığı dönemlerde insan açısından korunması gereken sınırlar daha belirgin iken hayatın daha hızlı yaşandığı dönem ve yerlerde sınırlar daha belirsiz hale gelmektedir. İnsan-din arasındaki ilişkiyi belirleyen sınırlarda bu hız kavramının hayatın içine dahil olması ile kadim bakış açısı alt üst olmuştur.
Dinin sakin ama bir o kadarda dinamik yapısı bütün haşmeti ile bir güneş gibi parlamasına rağmen, kapitalist endüstri dinin bu ışığınıda ranta tahvil ederek dinin müntesiplerini de tüketim makinasına dönüştürmeyi kendine düstur edinmiştir.
Şimdi hakikat kavramı güzel ambalalajrda içi boşaltılmış, dışa dönük, albenisi olan ve beğeni mahkumu ferdlerle dolu bir dini kitleye dönüşmüştür.
İnsanın hakikat ile arasındaki mesafe hayatın içine dahil edilen yeni araçlarla doldurulmuş ve bu araçların mahkumu haline gelen insan ise bu araçlar eliyle hakikati kavrama çabası içine girmiştir.
İnsanın hakikate olan talebi elbetteki insani bir ihtiyaçtır hatta zaruriyattır lakin insanın kemale erme çabası, duyguların tatmini ve iç boşluğunu bu araçlar vasıtası ile doldurabilmesi ve ve hakikate talip olabilmesi ne kadar mümkündür.
21. yüzyılın insan tasavvuru ihtiyaç hissettiği ve vazgeçemediği araçların hakikatin önüne çekilen bir set olduğu gerçeğini görememiş ve bu setin kendisine bıraktığı alandan yansıyan ışık miktarınca hakikati kavramaya hatta tanımlamaya girişmiştir. Bu sınırlı kavrama biçimi beraberinde kadim hakikatı kavrama yöntemlerini eleştirmeye yönelmiş vede hayatın hızlı bir şekilde akan sürati ile kadim bilgilerin işe yaramadığı sonucuna vararak binlerce yıllık mirası redde yönelmiştir.
Diğer taraftan hakikati kaybetme korkusu içinde olan diğer bir kesim ise çağın getirdiği sürate ve ayak diremiş içine kapanmış lakin çağa söyleyecek söz imkanını yitirmiştir.
Biri ışığın önüne set çekmiş diğeri ise ışığın merkezinde kalma endişesi ile gözleri kamaşmış bir halde hayata bakmıştır. Bakmışlardır da ne görmüşlerdir denilirse, ahval ortadadır.
Şimdi İslam aleminde yaşanan altüst oluşların, savruluşların, dünyevileşmenin ve tarih içinde kalarak bugünü okuma çabalarının sonuçlarını ve acı bedellerini ödemekteyiz. Buradan çıkışın en önemli işaret fişeği düşünceye alan açtığımız gün atılacaktır. Henüz bu işin başındayız lakin dünya insanına huzuru ve hakikati tanıştıracak imkanlar sadece islamın elindedir. Henüz Müslümanlar islamın elinde olan bu büyük imkanı yeterince kavradıkları söylenemez.
Devlete ve ferde indirgenmiş 20. yüzyılın hastalıklı ideolojik menfezlerinden dünyayı seyredenler, İdeolojilerin gölgesi altından süzülen ışıkla islamı kavramaya ve anlamaya yönelme çabaları bugünkü içinde yaşadığımız olumsuz neticeleri doğurmaktadır.
S. A abi yine bilgilerini en guzel şekilde yazmışsın Ümmeti Muhammed aydınlansın dıye feyz almaya devam insallah.
YanıtlaSil