İman ile gırtlak ve aşağısı arasında hep derin bir ilişki kurulur.
İman ise gırtlaktan aşağı inince makbul olur.
Makbul olan imanın kendisi değildir, o imana talip olduğunu söyleyen kimsenin meselesidir.
O yüzden iman ettik demekle insanlar Allah'ı mihnet altında bırakamaz tam tersine iman etmekle Allah insanları mihnet altında bırakır.
İman edebilenler imana şeref katmazlar, katamazlar lakin iman etmekle insanın kendisi şereflenir, şeref kazanır.
İman dini ilimlerden akaidin konudur.
İman, dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir.
Dili ile ikrarın yönü halka, kalp ile tasdikin yönü ise kişinin kendisine ve İmanın ilkelerini belirleyen yüce yaradanadır.
İnsanlar dilin şehadetine bakarken, Yüce Yaradan kişinin kalbine bakar.
Halk nezdinde mü'min, hak nezdinde nice kafirler vardır, bunun terside mümkündür.
Aslında insan hep bir iddianın peşindedir. Hayatta bu iddianın ispat mekanıdır.Ahiret ise bu iddianın mükafatının yada cezasının kesileceği yerdir.
Yani iddia sahibinin, ak mı, kara mı olduğunun bizzatihi karşısına çıkartılacağı, bir bir açıkladığı ve gizlediği hallerinin ortaya döküleceği yerdir ahret.
İman dilin değil kalbin şahitliğidir.
Dilin hali konuşmaktır, kalbin hali ise haldir.
Dilin sesi vardır, kalbin ise hali vardır.
Dil kıvırır, kıvrandırır, evirir ve çevirir, bazan içinde olmadığı halde içindeymiş gibi, bazande dışında olduğu halde içindeymiş gibi kendisini sunabilir lakin kalp bütün bunları beceremez. Kalp, içindeki hali gizlemeyi beceremez.
Kalp niyetin merkezidir.
Amelleri değerli yada değersiz kılan ise niyetten başkası değildir.
Ameller ise niyetlere göredir buyurur Efendimiz sav.
İnsan içinde bir et parçası vardır O iyi ise insanda iyidir (hayırlıdır) o kötü ise insanda kötüdür (hayırsızdır) buyururlar.
Bilmek aklın bir faaliyeti iken bildiklerine olan güven ve tasdik ise kalbin işidir.
Nice bilenler helak olmuş, dinin içine girememişlerdir. Bırakın dinin içine girmeyi dinin karşısına geçmiş ve mücadele etmişlerdir. Çünkü kalpleri, akılları ile bildiklerini zannettikleri şeyleri tasdik etmemiş, edememiştir.
Nice bilgiden yoksun olanlar ise dinin içinde yer alabilmeyi başarmışlardır. Çünkü onlar az bildiklerini kabul etmiş olmalarına rağmen bildikleri hususlara güvenmişler ve doğruluğunu kalpleri ile tasdik etmişlerdir.
Kişi bildiği ile amel ederse Allah bilmediklerini öğreteceğini vaadetmiştir. Bu vaade inan ve güvenen kalp dinin içinde yolculuğuna devam edebilmiş lakin dili ile iman ettiği iddiasında bulunanlar bildiklerine olan kalbi şüphelerinden dolayı ise bildikleri ile amel etme imkanından yoksun kalmışlar ve dolayısı ile dinin dış çeperlerinde hep derin bir şüpheyle sarhoşlar gibi dolaşmak zorunda kalmışlardır.
İman, ümit ile korku arasında olmaktır der bütün akaid kitapları.
Ümid ve korku.
İman ile yeis(ümitsizlik) yan yana gelmez, gelemez.
Çünkü hayatın kaynağı bizzatihi imanın da sahibidir de ondan.
Hayatı ve ölümü ve sonrasını yapan ve planlayana olan iman aynı zamanda o güce her halukarda güvenmeyi de gerektirir. İnsan inandığına güvenmez mi? Güvensizlikle, iman yan yana nasıl durabilir ki?
Bütün evreni, içindeki ve dışındaki her şeyin sahibi olana inanıp da güvenmemek acep nasıl bir duygudur ki?
İnsan korkudan hep kaçar, korkunun uzağında güvende(emniyette) olmak ister.
İnsan emniyette olduğunda, kime, neden ihtiyaç hisstsin ki?
İnsanın emniyet araçları, bazen para, bazen iktidar, bazen şöhret, bazende bilgidir.
Tarih boyunca peygamberlerin davetine ilk karşı çıkanlar hatta mücadeleye soyunanlar bu kesimler olmuştur.
Çünkü onlar sahip olduklarının gücüne ve o gücün sağladığı emniyete inanıyor ve güveniyorlardı.
İmanın dile bulaşmamasını yani inkarı anladıkta dile ulaşan imanın gırtlaktan aşağı inmemesi yada inememesi ne demektir?
İbn-i Arabi'nin; Sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altında dediği kimseler, kimlerdi ki acaba?
İman, tevhidin bizzatihi kendisi değil midir?
Tevhid ise her hususta Allah'ı birlemek değilse nedir?
İmanın birinci şartı; kalbi önce La süpürgesi ile temizlemek.
ikinci şartı ise; İllallah ile doldurmaktır.
Dil söyler, kalp tasdik eder.
Modern insan: Bilinci ve kalbi yaralı olandır.
Ey iman edenler, İman edin ayet-i kerimesi modern insana yapılmış en güzel ikazdır.
Modern insan kendine güven adaları inşa etmekle meşgul olsun. Kalbi, kendini güvende hissedebileceği şeylerle meşgul olan kimselerin dili kelime-i tevhidi söyleyince gırtlaktan aşağı inmiş mi olur?
Kalbinizin neyle meşgul olduğunun bir önemi yok mu?
kalbinizin içinde ki korkular ve ümitler kime?
kalbiniz neyle mutlu ve ne ile hüzün duymaktadır?
kalbinizin sevgisi ve nefreti kime ve nasıl olmaktadır.
Allah cc evrene sığmaz lakin kulun kalbine sığar, kul yer açmışsa!
Allah cc kendisinden başka hiçbir şeye kulun kalbini açmasına razı olmaz.
İnsan sadece bunun için yaratılmışdır yani varlık nedeni budur.
İnsan, bu amacı gerçekleştirdiğinde Eşref-i mahlukat olur.
Bu amaca hizmet etmeyenler kendi değerlerini düşürür ve Esfeli Safilin de yer alırlar.
İman bu açıdan, en büyük nimet ve en büyük imkandır.
Nimetimiz ve imkanımız kalbimizde olsun. Amin
.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder