16 Haziran 2014 Pazartesi

Ben'in bilgisine sahip olmayınca!


Din, hayat almak için değil hayat vermek için inmiştir. Din kimsenin kendi ındi yorumları ile bir insanı hayattan kopartma ve onu katletme yetkisini o kimselere vermez. Hele hele bir mezhep mülahazası ile kardeş kanını helal görmek asla.
Din, hayattan kopanları yeniden hayata bağlamak için inmişken, din adına insanları hayattan kopartmak, hayatlarına karanlıkları içerisinde son vermek, nasıl bir dini yorumun karanlığına hapsolmaktır böyle ki, bu caniliğin, bu azgınlığın, bu hadsizliğin adı müslümanlık olabiliyor?
Din, ölüler için değil diriler için inmişken, diriler içinden hastalıklı kalpleri tedavi etsin, şifa versin içinken, nasıl oluyor da hastalıklı kalpleri tedavi etmek yerine kendi elleri ile katletmeyi seçebiliyor ve bunu dinin ve dindarlığın bir gereğiymiş gibi yapabiliyorlar. Kendi kalbi kaskatı olanlar,dinle kalpleri yumuşamamış olanlar nasıl olacakta diğer kalpleri yumuşata bileceklerdir?
Din, ahlakın ve edebin insana ve hayata hakim olması için inmişken, ahlaktan ve edepten yoksun olanların din adına hareket ediyor oluşları ne anlama gelmektedir? Edebi ve hayayı küçümseyenler ve ikili ilişkilerinde, sosyal hayatlarında edepten ve hayadan yoksun olanların imanın önderleri kılığına bürünmelerinin anlamı nedir ki?


Din, güzel ahlak değilde nedir ki? Peki bugünkü dindarların ve kendini dinin en önünde, en ön safında görüp de diğer Müslümanların Müslümanlıklarını beğenmeyen hatta kabul dahi etmeyen ahlak yoksunu kimselerin dindarlık ayarı nedir ki?
Din, dinlemek, anlamak, düşünmek ve en güzeline tabi olmayı emrederken, dinlemeyen, anlamayan, düşünmeyen ve sadece inandığını söyleyen lakin bilmek içinde hiç çaba sarfetmeyen kimselere, sadece inandık demekle kurtulacağını mı vadetmiştir de, onlar inandık demekle yetinmektedirler?
Din, temiz olmayı, temiz kalmayı, temizlenmeyi emretmişken ve üstelik bunu hem maddi hemde manevi sahalarda istemişken, maddi temizliğe önem vermeyen ve pespaye bir yaşamı tercihi Müslümanlık zannedenler bununla da yetinmeyip kalbi hastalıklarının dahi farkına varamayan ve dini kuru bir ideoloji haline indirgeyip, devletin kabini tedaviye yönelip kendi kalbi hastalıklarından gafil olanlar, kalbinin kirliliklerinin farkına varmayanlar hangi kirli dünyanın kirinden bizi arındırabileceklerdir?
Din, güzel insan olmayı, güler yüzlü olmayı, yumuşak ahlakı, adaletli olmayı, haksız kazanç yememeyi, alın teriyle hak etmeyi, emeğin kutsallığını, komşu ve akraba haklarını gözetmeyi emretmişken, asık suratlı olmak, sert ve katı hatta ceberrut olmayı dinin asaleti sayanlar, adaleti sadece kendisi ve mensupları için isteyenler, emeğin sömürüsünü yapanlar yada emeksiz kazanç peşinde koşanlar, bırakın akraba ve komşu hakkını gözetmeyi, ana-baba hakkını hiçe sayanlar hangi sevgi ve adalet devletini inşaa edecekler ve hangi vefa temeli üzerine toplum inşaa edeceklerdir?
Din, Sevgidir, muhabbettir ve ruhtur. Sevgi ve muhabbetten yoksun olanların vadettiği dünya dine yaslansa da ve dinin için konuşsa da, bedene nizam vermeyi becerebilir de, ruhsuz beden ne kadar mutlu olabilir yada mutluluğun tadını alabilir işte o meçhuldur. İnsana karşı sevgisi olmayan insan ve insanı hayatının merkezine koymayan bir devlet anlayışı ne kadar adil, ne kadar huzurlu olabilir yada huzuru temin edebilir?
Hz Aişe annemize Efendimizin ahlakı nasıldır dediklerinde: "Siz hiç kur'an okumuyor musunuz? O'nun (sav) ahlakı Kur'andır" demişti.
Biz bugün Kur'an ahlaklı olsa idik, bu halde olur muyduk?
Bütün bu yaşananlara baktığımızda kur'anın tarif ettiği hangi ahlaklı şahsiyetlere benziyoruz?
Bugün, bir birbirini tekfir eden, bir birini hep eleştiren ve kesinlikle beğenmeyen, aile ilişkileri bozuk, toplumla kavgalı, hemen herkesi ya müşrik, ya kafir gören bir adım sonrada kendini inkar eden, tarihi bilmez yada tarihe saygısı olmayan, bilimden kopuk, ahlaktan kopuk, yaşadığı topluma güven vermeyen ve içinde yaşadığı toplumla arasına zarlar oluşturmuş kimseler neyin temsilcileridirler ve nasıl bir dünya kuracaklardır ve de kuracakları dünyaya nasıl ulaşacaklardır.
Nasıl sorusuna verilecek cevapların çelişkileri ve tutarsızlıkları aslında içinde bulunduğumuz durumun vehametini gözler önüne sermektedir.
(Sen) bilgisine sahip olma iddiasında olan bugünün Müslümanlarının bu içler acısı durumu ve iç çelişkilerinin nedeni, Ben'in bilgisine olan yabancılaşmaları ve ilgisizlikleridir. Ahlak, ancak Ben'in bilgisine sahip olanların ve ona rağbet edenlerin elde edebilecekleri bir şeydir. Ve ancak temsil kabiliyetini ve liyakatını ancak bu insanlar taşıyabilir. Bu bilgiden yoksun olanlar hem kendilerine hemde topluma güven telkin edemezler. Bırakın güven telkin etmeyi, toplum bu insanlardan kaçmaya başlamış, taşıdıkları değerleri kirlettiklerinden dolayıda bu insanların değerlerinden uzak kalmayı yeğlemişlerdir.
 Peki, inandığı değerleri temsil kabileyeti olmayan kimselerin meydanlarda gösteri yapmasının, iri, iri laflar söylemesinin toplum içinde karşılığı nedir? Aziz İslam dini bu insanlar hakkında ne söylemektedir?
Not:  İnsanın bilme faaliyeti üç ana başlıkta ele alınabilir.
1- Ben'in bilgisi
2-Sen'in bilgisi
3- O'nun bilgisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder