7 Mayıs 2014 Çarşamba

Ayasofya'nın camii olması hakkı...

Demek Ayasofya sadece Hristiyanların bir mabedidir öyle mi?
Demek ki Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinden sonra Ayasofyayı camiye çevirme hadisesi bilinmiyor.
Yada biliniyor lakin bir kilisenin camiye çevrilmesi beyfendiler tarafından yanlış kabul ediliyor.
Yani Koskoca Fatih Sultan Mehmet gibi cihan padişahına aslında senin yaptığın bu icraaat zımmende olsa doğru değil denmek isteniyor. 
Senin gibi koskoca cihan padişahına ve yönettiğin döneminin en büyük ekonomilerinden birine sahip ülkene yakışmadı deniliyor.
Kime ve neye göre?

Yaklaşık 475 yıldır cami olarak hizmet vermiş Ayasofya'nın cami hüviyeti kabul edilmiyor.
Ayasofyayı camii yapan sadece o günkü siyasi iradeymiş gibi yargılanıyor. Dini otoritelerin verdiği cevaplar ve gerekçeler ise hiç hesaba katılmıyor. Ayasofya'nın camiye çevrilme hikayesinin arkasında koskoca bir islam geleneğinin ve hukukunun olduğu ya bilinmiyor yada biliniyor ise de kabul edilmiyor demektir.
Ayasofya'nın camiye çevrilmesi;
1- Tarihin konusudur.
2- Dinin (islam hukuku) konusudur.
3-Sosyolojinin konusudur.
4-Sanat ve mimarinin konusudur
5-Siyasetin konusudur
Bu alanda uzman kimseler kendi zaviyelerinden meseleyi geniş ölçekte değerlendirebilirler.

Şayet Ayasofya yeniden camiye çevrilir ise,  büyüyen, genleşen ve hızla ileri ülkeler seviyesine yükselmekte olan Yeni Türkiye'nin dünya nezdinde ki itibarının zedelenmesinden korkuyorlarmış. 1.4 trilyon dolara yükselen Yeni Türkiye bu tarz konularla uğraşarak vakit kaybetmemeli imiş. 
Sadece sembolik değeri olan bu meseleden medet ummak sözü de neyin nesi? 
Evet Ayasofya'nın sembolik bir değeri olduğu muhakkak lakin Ayasofya Vakfiyesinin içerdiği anlamların ve şartların hiç mi değeri yok?
Ayasofya camii ecdadın bize camii olarak bıraktığı bir emanet değil miydi?
470 sene boyunca rahatsız olanların rahatsızlığını gidermeyi hesaba katıyorsunuz da yabancılaştığınız halkın milli ve manevi değerlerinin bu hadise dolayısı ile incinen duygularının sizin açınızdan hiç mi önemi yok?
Fethin sembolü olmuş ve alem-i islam'ın haklı mücadelesinin bir zafer nişangahı olan bu mabedin müze yada kilise olması karşısında yaşadığı travmanın ve ezikliğin sizin açınızdan hiç mi değeri  yada haklı yanı yok?
470 yıldır camii olan Ayasofya'nın hala sizler gibi çevrelerin, ısrarla hristyanların bir kilisesi demenizin arkasında ne var acaba?
Beyler Ayasofya bir camiidir. Siz kabul etseniz de etmeseniz de bu böyledir?
İsterseniz dört bir yanında yükselen minarelere bir bakın.
siz hiç minaresi olan bir kilise yada müze gördünüz mü?
Ha bugün diyorsanız camii olarak görevini yerine getirmiyor bu doğru. 
Lakin kim neden Ayasofya'nın camii olmasından rahatsız oldu da burayı ne Musa'ya nede İsa'ya yarasın olmaktan çıkarttı? Bildiğiniz doğru bilgiler varsa ama rica ediyorum uyduruk değil doğru bilgiler varsa paylaşın bizde bilelim. Ama unutmayın bugün müze olması yarın camii olmayacağı anlamına gelmez. Camii olması durumunda şuna emin olun ki sadece Türkiye'de yaşayan Müslümanlar değil bütün dünyada yaşayan 2 milyar müslüman halkların sevinç gözyaşına boğulduğunu göreceksiniz. 
Ama bu sevinç çığlıklarının sizin için bir anlamı var mı bu hususta kuşkularım var.
Siz hemen hamaset yaptığımı, dünya ve Türkiye gerçeklerini bilmediğimi, dünyanın nasıl idare olunduğunu ve bu hassas mesele dolayısı ile Türkiye'nin ekonomik ve siyasi olarak nasıl geriletilebileceğinden habersiz olduğumuzu söyleyin durun.



Ama şuna eminim ki şayet Ayasofya yeniden camii olarak açılabilirse işte o zaman bu millet kaybettiği onurunu, bağamsızlığını, tarihle ve dinle olan bağlantısını yeniden kurma becerisini elde etmiş olacaktır. Bu elde edilen yeni ruhun tarih sahnesine çıkarken edilgen değil bir özne olarak yani kendisi olarak çıkacağından ve bu heyecanı en alt tabakadaki ile en üst makamda bulunan insanları da çepeçevre kuşatacağını ve yeni bir
ruh aşısı yapabilme imkanını sunacağını düşünmekteyim. Bunun adı size göre hamaset bana göre yeni bir ruh aşısı.
Birde deniliyor ki hristyan batı Ayasofya'nın camii olmasından rahatsızlık duyar ve böyle bir durumun olması halinde ülkemiz açısından ağar maliyetleri olur.
Acaba kim neden rahatsız olsun ki?
Avrupa'nın bir çok ülkesinde cemaatsızlık yüzünden kiliselerin satılıp camiye çevrildiğini hemen herkes biliyor. Hemen her gün bu konular ile ilgili gazete ve sosyal medyadaki haberleri okuyoruz. Eğer rahatsızlık duyacaklar ise kendi ülkelerindeki kiliselerin durumu onlara yeter!
Şurası kesin ki, Ayasofya'nın camii olması karşısında batı rahatsızlık duyacaktır. Lakin İslam toplumları da sevinç duyacaktır.
Beyler İstanbul Fatih tarafından  1453 yılındaFetholundu ve bu camii parası ödenerek ve vakfiyesi kurularak kılıç hakkı olarak camii yapıldı. Bunca camii varken Ayasofya bir ihtiyaç mı demeniz o kadar manidar ki. 
Evet Ayasofya'nın camii olması islam milletleri açısından bir ihtiyaç. Birincisi ibadet anlamında bir ihtiyacı karşılayacak  ikincisi tarihin bize yüklediği bir emaneti yeniden bi hakkın yüklenmenin özgüvenini taşıyacak olmamız ve bunun yanında bu şehir konstantinapolis olmadığını, İstanbul olduğunun farkına varacak. Tabi bunun sizin açınızdan bir anlamı ve önemi var mıdır bilmem...
 Kim hangi gerekçeyle istiyor olursa olsun korkular yersizdir ve Ayasofya aid olduğu camii statüsüsne acil kavuşturulmalıdır. Bu yeni Türkiye için  olmazsa olmaz bir şarttır. Tarihin omuzlarımıza yüklediği bir sorumluluktur. Kim bu sorumluluktan kaçarsa Ayasofya Vakfiyesi şartlarına bir baksın vesselam....

5 yorum:

  1. İstanbul Fatih tarafından 1453 yılında Fetholundu ve bu camii parası ödenerek ve vakfiyesi kurularak kılıç hakkı olarak camii yapıldı. Hocam kılıç hakkı nedir? Sultan Fatih'in yapmıs oldugu bu uygulamanın Hz Peygamber'de 4 raşid halifede uygulaması var mı?

    YanıtlaSil
  2. Bu soru Ahmet Akgündüz hocaya sorulduğunda verdiği cevap zannediyorum sizi tatmin edecektir. Kusura bakmayın yorumunuzu yeni gördüm.
    Değerli kardeşimiz;
    İslâm devletler hukukunun hükümlerine göre, sulh yolu ile fethedilen ülkelerde mevcut olan ehl-i kitâba ait ma'bedlere asla dokunulmaz; ancak yenilerinin inşasına da müsaade edilmez. Eskiden beri var olanlar tamir edilebilir. Savaş yoluyla fethedilen topraklarda ise, durum tam tersinedir. Yani İslâm hükümdarı, isterse, başka dinlere ait bütün ma'bedleri yok eder ve gayr-i müslimleri de sürgün edebilir. İşte İstanbul, tamamen savaş yoluyla feth olunmuştur. Ayasofya'nın ve benzeri bazı kiliselerin camiye çevrilişinin meşruiyet sebebi zikredilen hükümdür. Bu hüküm, İstanbul çapında tatbik edilseydi, İstanbul'daki bütün kilise ve havraların yıkılması gerekirdi. İstanbul'u Allah'ın yardımı ve kılıcının kuvvetiyle fetheden Fâtih Sultân Mehmed, Ayasofya'yı cami haline getirdikten sonra, papaz ve hahamlardan oluşan bir heyeti huzurunda kabul eder.

    YanıtlaSil
  3. Papaz ve hahamlar heyeti, İstanbul'u savaşla fethettiğini, dilerse İstanbul'da hiçbir kilise ve havra bırakmayacağını bu durumun devletler hukukundan doğan bir hakkı olduğunu Fâtih'e ifade ederler; ancak kendisine, kendilerine ve ma'bedlerine karşı İstanbul'un sulh yol ile fethetmiş gibi kabul etmesini ve geç de olsa toplu halde huzuruna gelişlerini bu mânâya vesile saymasını ısrarla talep etmişlerdir.

    Çevresindeki din âlimlerine danışan Fâtih Sultân Mehmed, bu isteklerini geri çevirmemiş ve camiye çevrilenlerin dışında kalan kilise ve havralara, hakkı olduğu halde müdahale etmemiştir. Günümüze kadar yaşayan kilise ve havraların gerçek sırrının, Fâtih'in din ve vicdan hürriyeti anlayışı oluğunu, Osmanlı Devleti'nin şanlı Şeyhülislâmı Ebüssuud Efendi, verdiği bir fetvâda vuzuha kavuşturmaktadır. Bu fetvânın aslı aynen şöyledir:

    “Merhûm Sultân Muhammed Hân hazretleri, Mahmiye-i İstanbul'u ve etrafındaki karyeleri unveten feth eylemiş midir? El-Cevab: Ma'ruf olan unveten (cebr ile) fetihdir. Amma kenais-i kadime (eski kiliseler) sulhen fethe delâlet eder. 945 tarihinde bu husus teftiş olunmuştur. 130 yaşında bir kimesne ve 110 yaşında bir kimesne bulunup Yehud ve Nasara tâifesi el altından Sultân Muhammed Hân ile ittifak edüb Tekfur'a nusret etmeyecek olub Sultân Muhammed dahi anları seby etmeyüb (esir almayub) halleri üzere mukarrer edecek olub bu vechile feth olundu deyu şahadet edüb bu şahadet ile kenâsi-i kadîme hali üzere kalmıştır. Ketebehu Ebüssuud”.

    YanıtlaSil
  4. Bu anlattıklarımızı, tarihçilerin verdiği bilgi de doğrulamaktadır. Fâtih Sultân Mehmed, 23 Mayıs’da İsfendiyar oğlu Damad Kasım Bey’i elçi olarak Bizans’a göndermiş ve kendisine şu haberleri yollamıştır: İlk umumi hücumda şehir düşecektir. Bu gerçeği tam bir asker olan İmparator da kabul etmelidir. Eğer sulh yolu ile teslim olurlarsa, İslâm Hukukunun kuralları gereği, can ve mala aslâ zarar verilmeyeceğini; cebr ile fethedilirse, hem kan döküleceğini ve hem de sorumluluk kabul etmeyeceğini bilmelidir. Maalesef bu habere rağmen sulhu kabul etmeyince cebr ile feth olunmuş ve buna rağmen yine de anlattığımız gibi muamele yapılmıştır. Ayasofya’daki mozaikleri tamamen tahrip etmemesi ve İstanbul surlarını yıkmaması, Fâtih’in bu konudaki tavrını ortaya koymaktadır.

    Görülüyor ki, Fâtih Sultân Mehmed'in Sırbistan'da tatbik edeceğini va'd ettiği “Her caminin yanında birer kilise inşasına müsaade” durumu, İstanbul'da da tatbik olunmuştur. Fener'de Abdi Subaşı Mahallesindeki Caminin bitişiğinde Rum Patrikhanesi ile kilisenin mevcudiyeti, Osmanlı Devleti'nin gerçek mânâda din ve vicdan hürriyetini göstermiyor mu? Edirnekapı Caddesinin son kısmında yer alan Mihrimah Sultân Camii'nin hemen karşısında bir Rum kilisesinin inşasına müsaade etmek, bu hürriyetin maddî delillerinden değil midir?

    YanıtlaSil
  5. İstanbul’un harap edilmesi iddiası da doğru değildir. Buna ayrıntılı cevap vermek yerine, İstanbul’un fethini geçen bin yılın en önemli yüz olayı arasında zikreden CNN, Time ve benzeri kuruluşların yaptıkları tesbitden bir cümle nakledelim: İstanbul, Fâtih tarafından fethedilmeden evvel, tam bir harâbe ve ölü şehir idi. Fetihden sonra, hem Avrupa’nın ve hem de Müslüman memleketlerin ticâret merkezi ve mamur bir dünya şehri haline geldi. Nitekim Rus tarihçi Ouspensky bile “Türkler 1453’te, Haçlıların 1204’te yaptıklarından çok daha insanca ve hoşgörüyle davrandılar” diyebilmektedir. (1)

    Kaynaklar:
    1) Molla Hüsrev, Dürer ve Gurer, I/282 vd.; Mevkufati, Mülteka Tercümesi, I/343; Damad, Mecma’ul-Enhür Şerhu Mülteka’l-Ebhur, I/643 vd.; Ebüssuud, Ma'ruzat, İst. Üniv. Kütp. Ty. nr. 1798, vrk. 130/a-b; İbn-i Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman, VII. Defter, sh. 62 vd.; Baştav, Şerif, “XIV. Asırda yazılmış Grekçe Anonim Osmanlı tarihine göre İstanbul’un muhasarası ve zabtı”, sh. 51-82; Cin-Akgündüz, Türk Hukuk Tarihi, c.1, sh. 448 vd.; Âli, Künh’ül-Ahbâr, c. V, 251-260; Solakzâde, 191-201; Âşıkpaşa-zâde, sh. 141-143; Clot, Fâtih, 60 vd.; Karşı görüş için bkz. Aydın, Erdoğan, Fâtih ve Fetih, Mitler ve Gerçekler, 66-67, 94-95, 127-128.; Akgündüz-Öztürk, Bilinmeyen Osmanlı, OSAV, İstanbul, 1999, sh. 106-108.

    Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

    YanıtlaSil