İnsan bazan kaybolur. Bulmak ister yada bulunmak. Bulmak için aramayı, bulunmak için ise aranmayı gerektirir.
Bulmak, kişinin sadece kendi gayreti ile elde edebileceği bir sonuçtur. Bulunma talebi ise, kendi iradesi dışında bir başkalarının gayretleri neticesinde ulaşılabilir bir sonuçtur.
Kaybolmak, farkına varıldığında, yeniden, yerine, aid olduğu yere, dönme imkanını barındırır lakin kaybolmanın farkındalığı oluşmamış ise, kaybolmuşluğun cazibesi kişinin kendisini mest etmiş, yürüdüğü patikanın dolambaçlı yollarındaki süslü bitkilerin yemişi ağzını sulandırmaya devam ediyorsa, yürüdükçe, aşağılarda gördüğü kudret veren her bir meyveyi elde etme telaşı ile süratle patikalardan inmeye devam ediyorsa bu kaybolmak değil, terketmektir. Aid olduğu yeri terketmektir. Burada kaybolmaktan bahsedemeyiz. Burada iradi bir eylem ve tercih sözkonusudur.
Modern insan, çarpık şehirleşmenin doğurduğu, yalnızlaştırıcı ilişkiler proplemini, sadece ve sadece maddeyle aşacağı varsayımıyla hareket etmektedir. Patikalardan, aşağı doğru büyük bir iştahla elde edeceği kudret meyvelerine doğru koşarken, yükseklerde bol oksijen almaya alıştığı ciğerleri, aşağılarda varolan karbonmoksit solumaya başlamış bu durumda kişide zehirlenme belirtileri ortaya çıkmıştır. Kudret peşinde koşan insan büyük bir yıkıma ve halsizliğe düçar olmuştur.
Yükseklerin kudret veren meyveleri azdır azizim. Yetinmeyi bilmeyenler, hazlarının peşinde koşanlar, aşağı, daha aşağı inmek zorundadırlar. Bu tercihin elbet bir maliyeti olacaktır. Modern insan, oksijeni verip kudret elde edeceği varsayımıyla karbondioksit solumayı tercih etmiştir. Değerli olanı verip kıymetli olanı almak, işte böyle azizim, işte böyle...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder