Bayramlar, bir toplumun ortak sevinçlerinin yaşandığı zaman
dilimleridir.
Bayramlar, sevince konu olan şey ne ise o’nun vermiş olduğu
sorumluluğu yerine getirmiş şahısların aynı zamanda toplu bir şekilde
ödüllerini aldığı zaman dilimlerinin adı değil midir?
Bayram gelir gelmesine de, bayramı var eden zaman
dilimlerinde insan kendisine yüklenen sorumluluğun idrakinde olmayınca bayramı
idrak edebilir mi ya da etmiş olabilir mi?
Güzel Türkçe'mizde bir deyim vardır; “Deliye her gün
bayramdır”.
Akli yeterliliği olmayan dolayısıyla yapıp etmelerinden
dolayı hiçbir cezai sorumluluğun kendisine yüklenemeyeceği, hayatı sorumsuzca
yaşayan, sorumluluk üstlenme kabiliyetine sahip olmayan kimseler için mi her
gün bayram denmek istenmiştir?
Şayet deliye her gün bayram ise, akıllıya, yüklendiği sorumluluklarını
yerine getirdikten sonra bir mükâfat olarak yaşayabileceği sevincin adı olmuş
olmuyor mu bayram?
Peki, akıllı geçinip de, sorumluluklarının farkında olmayan
ya da o sorumluluklara sahip çıkmayan, bayramı bayram yapan değerlere yabancı
hatta karşı olmakla birlikte kendini topluma uymak zorunda hisseden kimselerin
bayram sevinci olabilir mi?
Deliye her gün bayram ise, akıllıya, sorumluluklarını
yüklendiğinde elde edebildiği ve sorumluluğunu üstlendiği değerlere sahip
olmanın, sorumluluklarını bihakkın yerine getirebilmenin verdiği mutluluk mu
olmuş oluyor bayramlar?
İçinde yaşadığımız toplumun farklı değerleri vardır ve
olmalıdır da. Farklı değerlere sahip olmak kötü bir şey değildir tam tersine
büyük bir imkândır. Değerlerin farklılığı bir toplumun zenginliğinin de
alametidir. Değerlerin farklılaştığı toplumda ancak saygı kendine yer
bulabilir. Ötekinin olmasına ya da yaşamasına müsaade edemeyen inanç ya da
fikirler toplumsal manada insanın kurdu dolayısıyla da düşmanıdır.
Bayramlar, inandığı değerlerin kendisine yüklediği
sorumlulukları yerine getirebilmiş kimselerin sevinç ve mutlukla yaşadığı ortak
zaman dilimleri ise, farklı değerlere sahip olan kimselerin bu sevinçten pay
alma hakları o toplumun değerlerine saygı duymak, saygı göstermek ile elde
edilebilir.
Her düşüncenin, her inancın yani her bir dinin bayramları
vardır. Müslümanların ise iki bayramları vardır; Ramazan ve Kurban bayramları.
Yahudilerin, Roşaşana ve pesah. Hristyanların, Paskalya ve noel günleri gibi.
Dünya tarihi açısından farklılıklara tahammül ve bir arada
yaşatabilme imkanını en iyi İslam ve dolayısıyla Müslümanlar sunabilmiştir.
Hemen her dinden insanların özgürce yaşadığı İslam toprakları bütün farklı
dinlere yaşama imkanı sunmuş ve farklılıklarını ifade etmelerine imkan
tanımıştır.
20. yüzyıl başlarında işgal edilen ve sömürgeleştirilmeye
çalışılan Müslüman topraklarında kurulan işbirlikçi devletler eliyle
dönüştürülmek istenen İslam toplumu büyük bir zihni kırılmayı beraberinde
yaşadı. Kendi değerlerine yabancılaşan insanlar, sanayileşmenin beraberinde
getirdiği çarpık şehirleşme, gelir adaletindeki haksızlıklar, yasaklanan din,
tarihi karalanan nesiller, aidiyet hissi baltalanmış ve bilgi kirliliği ile nereye
ait olduğunun şaşkınlığını yaşayan yeni bir nesil türedi. Kendilerini Müslüman olarak
tarif eden lakin İslamın İ sinden haberi olmayan, İslama ve Müslümanlara
düşman nazarı ile bakan, her ortamda kendi değerlerini aşağılayan, hakaret eden,
bilmediği tarihine yabancı hatta düşman nesiller yetişti.
Dinini tehlike olarak
gören bu toplum kesimi ait olduğu toplumun en önemli ibadetlerinden olan
mübarek ramazan ayında oruç tutan Müslümanların bırakın oruç tutmalarına olan
saygıyı oruçlarını değersizleştirmek hatta bozabilmek için her türlü gayreti
sarf eder duruma geldiler.
Geçmişte Hristiyan ve Musevi toplumları mübarek ramazan
ayında sokakta ve görünür yerlerde her türlü yeme içme faaliyetinde bulunmaz Müslümanlardan
bazıları; Israrla yemelerini ve içmelerini istese de bir saygının gereği olarak
yapmaz idiler. Bunu bir korkunun gereği olarak değil tam tersine saygının
gereği olarak yapar idiler. Aynı şey Müslümanlar için de geçerli idi.
Müslümanlarda onların kutsal günlerinde onların bayramlarını tebrik eder
sevinçlerine ortak olur ve her türlü inançlarına saygı gösterirlerdi. Bayramlar
bu saygı çerçevesinde bütün bir topluma malolur ve hemen her kes bu sevinci
yaşar ve de ortak olurdu. Akıllılara bihakkın bayram olurdu. Tabi delilere her
gün bayram!
Bayramların nasıl idrak edildiği değerlerle ilgili olduğu
için o değerlere bağlı insanlar o değerlerin vaaz ettiği şekilde bayramlarını
idrak ederler idiler. Şimdiki bayramların idrak ediliş şeklide içinde
yaşadığımız değerler ya da değersizlikler ile ilişkili bir durumdur.
Bayramların tatil formunda salt eğlence aracı olarak görülmesi içinde
bulunduğumuz değer yozlaşmasının boyutlarını ve bayramların ruhunu yitirdiğini
göstermektedir.
Deliye her gün bayram ise akıllıya sorumluluğunu üstlendiği
değerlere sahip olmanın ve sahip olduğu değerlerin kendisine yüklediği görevleri
yerine getirmenin haklı sevincini yaşama günleri ise bayram, saygı duymadığı
değerlerin akıllısı olanların bayram neyi olur?
Bayram, saygı duymayı bile bilenlerin, tahammül gösterebilenlerin,
insan olma idrakine erişenlerin, Bir değere sahip olabilenlerin, içinde insanı
yaşatma sevincini duyabilenlerin, karşılıksız verdiğinde mutlu, kudretli
olduğunda adil ve mütevazı olabilenlerin hak ettikleri ve akıllıların bu özel
günleri hak ettiklerinde yaşadıkları kutlu zaman dilimidir. Unutmayalım deliye
her gün bayram.
Bayramınız bayram ola…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder