3 Temmuz 2015 Cuma

Ufuk çok karanlık Allah'ım, yardımın ne zaman?

Yüzümüz hiç bu kadar kızarmamış hatta hiç bu kadar kararmamıştı.
Ne oldu Allah'ım bize, nasıl bu hale geldik. Vicdanlarımız nasıl bu kadar körelebildi?
Nasıl kendimizi bu kadar kaybettik.
Hiç bu kadar kendi kendimizi aşağılamamış tık. Hiç bu kadar seviye kaybetmemiş şu an içinde bulunduğumuz derekeye düşmemiştik.
Ne çok acılara acılıştık hatta duyarsızlaştık bel ki daha kötüsü bu acıları kendi içimizde kendimize yaşatırken hak belledik.
Farklı olanlara karşı hiç bu kadar tahammülsüz hale gelmemiştik. Hiç bu kadar dışımız içimiz olmamıştı. İçimiz ne dışımız ne hiç bu kadar sınırsız ve dağanık vede bu kadar seviyesiz olmamıştık.
Utanmayı hak ediyoruz lakin ne utanacak bir yüzümüz nede başımızı öne eğecek bir vicdanımız ve muhasebe edebilecek bir bilincimiz var.
Yaptıklarımızdan dolayı biz kimiz sorusunu hiç bu kadar hak etmemiştik lakin bu soruyu sorabilecek ve işlediğimiz amellerin kızıllığıyla vede meşguliyeti ile ne vaktimiz nede sapkın davalarımızın müsaadesi var.
Her bir kirli şeye sahibiz, ellerimiz masum çocukların kanına bulaştı, kadınlarımızın feryatları arşı tuttu, dedelerin ve ninelerin beli bükük, titrek elleri ile dayandıkları vatanlarından çıkışlarını haklı gördük. 80 yaşında nur yüzlü dedelerimizi infaz edebilecek ideolojik saplantıların zebunu oluverdik.
Her bir kirli iş bizimle anılır oldu. İnsanlık ailesinin en çok kandırılanı, en çok öleni, öldüreni, kendi içinde hemen her bir sorunu şiddetle ve silahla çözmekten başka bir kabiliyeti olmayan insanlar haline geldik.
Hep aldatıldık, kandırıldık, küçük ve şahsi hesaplarımızı insanlığımızın ve dinimizin vede vatanlarımızın önüne koyduk. Kıyılmaz denilen gençlerimizin gözlerini beşeri ideolojilerin sapkın ve kirli fikirleriyle bağladık yetmedi kutsal dini araçsallaştırıp hatta ideoloji haline getirerek ahlaktan ve vicdandan yoksun sürüler haline getirdik.
Analar neden hep bizim coğrafyada ağlar? Neden hep bizim kızlarımız ve gelinlerimizin türkülerinde feryatlar vardır, ağıtlar vardır? Neden hep bizim coğrafyalarımız işgal altındadır? Neden hep bizler ayrışırız, dinde, mezhepte, ırkta, siyasette? Ve neden bizler iç sorunlarımız kavga etmeden, şiddete müracaat etmeden çözemeyiz?
Neden bizler insanlık ailesinin en çok kendi içinde kavga edenleriyiz? Bırakın kavga etmeyi nasıl bir birimizi bu kadar ötekileştirmeyi becerebilip kanlarını bir birine helal görebilecek sapkınlığa nasıl ulaşabildik?
Ufkumuz hiç bu kadar kararmamıştı. Nasıl Allah'ım nasıl mazisi bu kadar temiz nesiller 200 sene içerisinde bu hale evrile bildiler?
Utanıyoruz yaptıklarımızdan dolayı. İnsanlığımızdan, dinimizden, vicdanımızdan, tarihimizden, çocuklarımızdan, dedelerimizden ve mensubu olmakla iftihar edip lakin kirlettiğimiz hakikatten ve onun yolundan, onun önderi Efendimizden ve kendimizden hangi zamanda özür dileme seviyesine ulaşabileceğiz?
Güya, büyük davaların gözlerini kararttığı yada körelttiği bizler ne zaman bu bağlardan kurtulacak ve insanlık ailesine geçmişte olduğu gibi, bilimde, sanatta, edebiyatta, mimaride, şehirleşmede, yönetimde adalette ve barışta hatta dünya insanlık ailesinin tıkandığı ferdiyetçiliğin ve tüketim makinasına dönüşmesi sorununa ne zaman katkı vere bileceğiz?
Tek çıkar yolumuz; İçinde yürüdüğümüz ve hakikat bildiğimiz ve yüzlerce gerekçelerin arkasına yaslanarak haklı olduğumuz kanaatini taşıdığımız vede dava bellediğimiz yolun biraz kenarına çekilip, biraz suhuletle düşünmeyi denemektir. Bu büyük kavgaların içinden insan nasıl çıkar, nasıl iki elinin arasına kafası koyar, bunca yaşanmış acının, ızdırabın bilediği akılla nasıl bu muhasebenin içine girer bilemiyorum lakin düşünmekten, halimizi sorgulamaktan ve yapıp etmelerimizi dünyanın en geniş tepesinden bakarak hatta ötelerin ötesine hesaba katarak yapmak mecburiyetinde olduğumuzdur.
Dünya haritasını önüne açıp bakan herkes şunu görür ki; En doğusundan en batısına,kuzeyinden güneyine kadar islam coğrafyasının içinde bulunduğu ahval içler acısı. Gözlerimizdeki bağları çözmeden bu acıları görmemiz, sahip çıkmamız, dert edinmemiz imkansız.
Haklı gerekçelere yasladığımız ve üzerinde yürüdüğümüz ve bu kavgaları büyüten yolları sorgulama cesaretini gösterebilecek miyiz dersiniz?
 Öldürmenin haklı gerekçesini bulanlar ve yaşatmaktan yana yolları tıkayanlar, unutanlar, kendini kaybetmişler, yüzlerce haklı gerekçelere sarmalanmış kutsal davaların zebunları bu söylenenleri hiç bir zaman anlayamayacaklardır.
Ufuk çok karanlık Allah'ım. Yardımın ne zaman?
Efendimin nurlu bakışı, ahlaklı duruşu, mütevazı hayatı, bir laşede bile güzellik gören naif kalbi, kardeş kılan kılavuzluğu, karanlıklara nur gibi doğan engin merhameti, çok görme Allah'ım, yeniden lütfen bizlere yeniden bu kavrayışı, idraki nasip et....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder