26 Haziran 2014 Perşembe

İnsanlar dine inandılar lakin uymadılar.

İnsan neden büyük kavgaların adamıdır.?
Tarih boyu insanlık hep kavga ederek, bir birini vurarak, kırarak, öldürerek ömür tüketti.
Onca dinler geldi. Öldürmeyi, kıskanmayı, didişmeyi, haksız yere insan canına kıymayı, haksız yere çatışmayı yasakladı. Lakin olmadı. İnsanlar dinlere inandılar lakin uymadılar. Dinlerin indiriliş maksadı insanın bizzatihi kendisi idi. İnsan-Allah ilişkisi, insan-evren ve insanın insanla ilişkisini tanzim etmek için indirilmiş değiller miydi?
 İnsanlar inen dinlere inandıklarını iddia ettiler ve dinin içine girdiler lakin dinin en başta yasakladığı insan kıyımını yapmaktan çekinmediler. Oluk oluk kan akıttılar. Binlerce hatta milyonlarca insan öldürdüler. İşkence yaptılar, en acımasız zalimlikleri din adına, iktidar ve para adına yaptılar. İnsanlar Peygamberlere indirilen dine inandılar lakin uymadılar. İnandılar lakin kıskanmayı ve çekişmeyi terk etmediler, edemediler.
Bütün dinler dünyanın değersizliğinden bahsettiler, dünyayı değersiz kıldılar. Dünyanın değersiz olduğuna ilişkin çağrılara inanmalarını ve bu doğrultuda bir hayat tasavvuru inşa etmelerini emrettiler.  Alçak dünya peşinde koşanların mutlak anlamada büyük insani tehlikelerle ve büyük krizlerle karşı  karşıya gelmekten kaçınamayacaklarından bahsedip durdular lakin insanlar dinin emirlerini kabul ettiklerini söyleyip tersini yaptılar. Dini hayata taşımak yerine, dini yaşadıkları hayata uyarladılar. Bazen kitapları değiştirdiler kitapları değiştiremedikleri yerde kestirme tevillerle emirleri işlevsiz hale getirdiler, yeni dini hükümler uydurdular ve uydurdukları kendi hükümlerini Allah'ın hükümlerinin önüne koyarak uydurdukları dine uydular. Üstelik hakikatı parçalarken ve hakikati yamulturken, eğri yolları doğru diye pazarlamaktan çekinmediler. Allah'a kul olacakken kendi hevalarının kulu oldular. Hakikatı temsil edenler ise onların en güçlü probaganda araçları ile itibarsızlaştırıldı, küçümsendi, alay konusu haline getirildiler. Hakikati temsil edenler, bu zevatların en çetin düşmanları olmaktan kendilerini kurtaramadılar.
İnsanlar inandılar lakin dünya ve içindekileri insana öyle cazip, öyle kışkırtıcı olarak göründü ki insanlar her defasında bu görüntünün cazibesi ile bir birlerine vurdular, kırdılar, döktüler ve öldürdüler. Bu şekilde hayatı bir birlerine zehir ederken sosyal karmaşalardan ve girdaplardan bir türlü çıkamadılar. Hakikatten kopan din mensuplarının kurduğu dünya insanları kriz üstüne kriz yaşattılar ve yaşatmaya devam ediyorlar.
Yönetmek, yönetilmek, iktidar ve güç kavramları tarih boyunca insanın başını ağrıtan, dertten derde sokan, didişmekten insanı alıkoyamayan kavramlardır. İnsanlar kavramlarla düşünür, kavramlarla kavrama yetisini elde ederler. Gelin görün kü kavramlarla kavrama yetisini elde edebilen insanlar zamanla kavramların işaret ettiği manayı terkedip kavramın bizzatihi kendsinin esiri oldular. Kavramın maksadı, işaret ettiği mana unutulurken kavramın kendisinin bilinir olması işaret ettiği maksadın önüne geçti.
Gücün peşinde koşanlar, iktidar sarhoşu olanlar, cemiyetleri etrafında şekillendirerek güç devşirenler yönettikleri insanlara hep ulvi maksatlardan bahsettiler. Allah dediler, Allah'a çağırdılar lakin çağrı Allah'a görünüyordu ama gerçekte kendilerine çağırıyorlar ve insanları Allah'a kulluğa davet edip kendilerine kul yapıyorlardı. İnsanları Allah ile aldatıyorlar, saptırıyorlardı. İnsanlar saptıkça Allah'dan uzaklaşıyor lakin bu zevatların ağlarına düşünce kulluğu bu zevatlara yaparak bu sapkınların dibine kadar yaklaşıyorlardı. Bu yakınlaşmanın neticesi ise sahte cennetlerde sahte tapulara sahip olabilmekti.
Gün geliyor Rablığa soyunmuş bu din simsarları kutsal savaş bahaneleri uyduruyor, kendi uyduruk dinlerinin ve kutsallarının korunması bahanesi ile uyutulmuş milyonları uydurulmuş kutsallıkları koruma bahanesine ölüme gönderiyorlardı. Milyonlar ölüyor ve kaybediyorlardı lakin bu din baronları hep kazanıyorlar, zenginken daha zengin, güçlü iken daha güçlü hale geliyorlardı.
İnsanlara ulvi düşünceler peşinde olmanın ve bu uğurda ölmenin mertebelerini ve vaatlerini yine dinin içinden alarak, dinin içinden konuşarak sağladılar.

Ulvi düşüncelere inanan, iman eden ve bu uğurda dini neyi yapması gerektiğini söylüyorsa onun için canını bile vermekten çekinmeyen bu gönlü dolu samimi insanlar, dünyalarını hiçe sayıp ahreti önceleyerek bu çağrılara cevap verebilmek için birbirleri ile yarışıyorlardı. İnanmışlardı bir kere. İnandıkları ve güvendikleri bu insanları ne sorgulayacak dini bir alt yapıları vardı nede onlara karşı bir itimatsızlıkları söz konusu idi.
İstismar, evet istismar insanoğlunun işlediği en büyük vebal en büyük günahlardan birisidir. İnsan dini istismar ediyor, insan insanı istismar ederek kısa dünyada elde ettiğini zannettiği konumunu güya güçlendiriyordu.
Güne geliyor, dinin kendisine inan peygamberi adalete davet etme cüreti gösteriyor, gün geliyor, vahyin kendisini şekillendirdiği en büyük sahabeleri tekfire yeltenerek canına kast ediyor, gün geliyor peygamber torununun kafasını keserek iktidarını sağlamlaştırıyorlardı. İstismarın sınırı öyle genişlemişti ki, Kardeş kardeşi mezhep mülahazasıyla gözünü kırpmadan öldürüyor üstelik bütün bu yaptıklarını ibadet şevkiyle yapıyorlardı. Dindarlık adına, dini koruma adına, din adına kelime-i şehadet getiren müslümanın kanına girebiliyorlardı.
Dinin özünü koruma adına, dinden sapmış insanları yeniden dinin içine güya çekmek adına, dindarlığın bir gereği olarak kardeşini yok etmeye yönele biliyordu.
Bu dinin kendisine inmiş peygamberine ne sıfat olarak, ne ruh olarak benzemeyen bu zevatlar, Hz Peygamberin sav yanında düşmanı bile kendisini emniyet ve huzur içerisinde güvende hissedebiliyorken Peygamberi rehber edindiklerini söyleyen bu insanlardan ise bırakın ehl-i kitabı müslümanlar dahi kendisini tedirgin hissediyor, huzursuz oluyor ve hiç ama hiç güven hissi duymuyorlar. Sizce Peygamberi güvenden yoksun olan bu insanların, peygamberi yolu ikame iddiasında olmalarının insanlar nezdinde bir kıymeti var mıdır?
İslam aleminin önünde ki en büyük tehlike, İbn-i Mülcemlerin sayısının çoğalması ve bu düşüncenin müslümanlar arsında revaç bulmasıdır. Sahabeyi katleden, gelinlerinin karnındaki çocuğu süngüyle çıkartan, Kardeşlerinin kafasını Allahuekber naraları ile kesen, kendi düşünce ve yorumlarına benzemeyen her yorumu tehlike olarak gören bu düşüncenin bırakın islam alemine verebileceği bir şeyin olmasını, İslam'a yaklaşacak olanları da kaçırmaktan ve müslüman olmalarını engellemekten başka bir rolleri de olmayacaktır.
Dini, din adına istismar edenlerden,
İnsanların samimiyetlerini din adına sömürenlerden,
Dini, çıkarları adına istismar edenlerden
Dinin içinde olmadığı halde din adına ahkam kesenlerden
Velhasıl dini, peygamber sav dini olmaktan çıkartıp kendi ındi yorumlarına mahkum edenlerin elinden kurtarmadıkça, ne dinini kendisi nede bu dinin mensupları rahat etmeyecektir vesselam.









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder