Kapitalist düşüncenin varettiği ve oluşturduğu kurum, devlet ve de
zihniyetlerin idare ettiği bu günkü dünya; insanları huzursuz, mutsuz etmeye
devam ediyor. İnsanlığın geleceğe ilişkin bütün iyi niyetli tasavvurlarını, beklentilerini
ve umutlarını tahrip etmeye boşa çıkartmaya devam ediyor. Çünkü bu düşünce
içerisinde adil bir paylaşım, hakça bölüşme, insana ve tabiata saygılı bir
yönetim anlayışının en ufak bir izi dahi yok. Huzursuz insanların ve mutsuz
kitlelerin sayısı her geçen gün artarken, bu durumdan nemalanan bir avuç
insanın keyfi yaşanan haksızlıklar ve zulümlerle her geçen gün biraz daha
artıyor.
Dünya varolduğu günden
beri hiç bu kadar, “acı ve ızdırabı” tattıran insanların meşruluğunu ve bunca
“zulümlerine” rağmen kamuoyu önünde haklı olma çabalarına tanık olmamıştır.
İnsanlığın seviyesi "ilkel dönemler" dediği zaman dilimi içerisinde
bile bu kadar alçalmamış ve bu kadar derin bir zillet çukuruna
yuvarlanmamıştır. İnsan olmanın en temel vasıflarından bir
tanesi de, yapmış olduğu yanlışlar karşısında yüzünün kızarmasıdır. Yüzü
kızarmıyor da yaptığı yanlışlara rağmen haklı çıkmanın arayışı içerisinde ise
acaba onun bu tavrı hangi insanlık çizgisi içerisinde değer bulacaktır, değer
bulduğu yer insanlık çizgisiyle nasıl açıklanacaktır buda konunun muhatapları
açısından epey yakıcı bir sorundur.
İnsanlık bayrağının yerlerde sürüklendiği bir dünyada bu duruma itiraz edip
tepki gösterenlerin bir takım yaftalarla suçlanması, dünyanın kaderini nasıl
bir zihniyetin belirlediğini ve yönlendiğini ortaya koyması bakımından
manidardır. Sömürülerine,
haksızlıklarına itiraz eden toplumların ve düşüncelerin seslerini kısmak ve
onları insanların nezdinde küçük düşürmek için;varettikleri kirli örgütlerle
hedef gözetmeksizin masum insanların dinine, canına, malına, namusuna, vatanına
kastedenlerin nasıl bir ruh halinde olduklarının, nasıl insanlık çizgisinden
soyutlandıklarının bir belgesi olarak önümüzde durmaktadır.
Allah'ı unutan,
ahiret'i hiçe sayan, vicdanlarını ve insanlıklarını dünya hayatı karşılığında
satan, sapmış ve şaşkın ideolojilerin mahkumu olmuş iki ayaklı beyinsizlerin
dünyayı ifsad etmeleri karşısında seyirci kalmak veya ölçüsüz ve hesapsız tepki
vermek o gürühun istediği ve beklediği bir davranıştır. Tepki vermeden, sürüler
gibi idare edilmeyi içine sindirmiş olmak: Velev korku ile velev başka
saiklerle onların birinci hedefleridir. Yada, Ölçüsüz ve hesapsız tepkilerle ve
hissi davranışlarda bulunmak ise: Planladıkları eylemlerin bir sonucu olarak
hedefteki insanları kışkırtarak ve ölçüsüz tepki vermelerini sağlayarak,
ellerindeki medya gücünden de istifade ederek toplumları onların aleyhine
kışkırtarak güya haklılıklarını ispata çalışmaktır.
11 Eylül hadiseleri ile patlak veren ve hedef tahtasına yerleştirilmeye
çalışılan İslam ve Müslümanlar bu kafanın yerini sağlamlaştırmak için seçmiş
oldukları yeni ve eskimeyen bir düşmandır. Uzun zamandır karanlık kapılar
arkasında planlanan ve kendilerince tıkanmayı yaşadıkları ve kendilerine
alternatif olarak düşündükleri bu inancı ve mensuplarını ve bu inanç
mensuplarının ellerinde bulundurdukları enerji kaynaklarını kendi kontrolleri
altında tutma kaygılarından hareketle seçilmiş ve bir takım bahaneler arkasına
sığınarak saldırılarını meşrulaştırma çabalarıdır. İslam'ın yasakladığı şiddeti,
haksızlığı ve zalimliği kendi planladıkları bir takım eylemleri ve seçtikleri
zavallı aldatılmış Müslümanlarla işleyenler şunu unutmasınlar ki; bu kirli
planlarını İslam'ın o safiyeti ve duruluğu bozacak ve dindirecektir. Bu işledikleri cürümlerden dolayı Tarihin
karanlık sayfalarında Allah'ın lanetledikleri, insanların lanetledikleri gürüh
olarak kalmaya mahkum olacaklardır.
Yaptıkları yada yapacakları eylemlerle Aziz İslam 'a ve O' nun yüce peygamberine hiç kimse kendi kirli oyunlarının ve
planlarının faturasını yüklemeye çalışmamalıdır. Müslümanlarda böyle bir oyunun
parçası olmamak için azami gayret göstermelidirler. Kendisine ve toplumuna
yabancılaşmış ve isminin mukaddes İslamla yan yana gelmesinden dolayı içi
burkulanlar, bu propagandanın bir parçası ve savunucusu olabilirler. Ama
onlarda unutmasınlar ki, bu “canavarın” niyeti kendi safında yer alanlar ile
pastayı paylaşmak değil, doyumsuzluğunu neyle gidereceğinin arayışındaki bir
psikoloji ile hareket etmesidir. İkinci safta yer alanlarda kendileridir. Yani
sıranın kendilerinde olduğu gerçeğini gözardı etmemelidirler.
Sonuçta sağduyu ve aklı selim galip gelecektir. Şayet sükunetimizi ve
itidalimizi koruyabilir, kafamızı kaldırıp dünyada neler oluyor neler bitiyor
ilgilenir ve kayıtlı kalabilir isek ve kendimize de zarar veren uç fikirlerden
arınabilir ve de bütün insanlığı kucaklayan merhamet yüklü, adalet yüklü bir
Müslüman anlayışını benimser ve temsil edebilir isek bu oyunlar bozulacaktır.
Bizim geliştireceğimiz tavır üstelik dünya insanının son şansıdır. Bu imkanı
sunmak durumunda olanlar bu görevlerini ihmal ettiklerinden dolayı dünya yeni
bir kaosa sürüklenirse bu sorumluluğun altında onlar kalacaktır. İyi bir
şekilde temsil edilmeyen inanç eksik ve kirletilmiş bir inanç olarak insanlar
nezdindeki yerini alacaktır ki bu, diğer insanların Allah ile olan ilişkileri
arasında, gördükleri örneklikten hareketle bir kopukluk yaşamalarına sebep
teşkil edecek olursa, sorumluluk tamamen kendilerine ait olacaktır. Çünkü:
“Yelkenlerini hakikat rüzgarı ile dolduran İnanmış insanların lâkayd davranma
gibi lüksleri yoktur.”
ocak 2004
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder