4 Ağustos 2014 Pazartesi
Bir metni doğru anlamak kolay mıdır?
Metin deyip geçme dostum!
Metni anlamak, maksada uygun anlamak kolay mıdır dersin!
Şayet kolay olmuş olsa idi bugünkü Müslümanların hal-i pürmelali nedir?
Bir metni anlamak için evvela o metnin dilini bilmek lazım gelir. Bitmedi, ikinci adımda o metinle doğru temas kurmak için okuma-yazma faaliyetini tamamlamış olmak gerekir. Üçüncü adımda metni okur ve zihinde bir anlam oluşur. Zihinde oluşan anlamın kişinin metnin sunduğu anlam imkanlarına ne kadar sahip olduğu ile ilişkilidir. Yani temas kurduğunuz metnin anlam açısından bütünlüğü ve maksadı sizin içinde bulunduğunuz anlama ve kavrama yetisine ne kadar sahip olduğunuz ile ilgili bir husustur. Yani metnin anlam derinliği yada sığlığı sizin vukufiyetiniz oranındadır.
Her metni okuma kabiliyetine sahip olan mutlak anlamda bir şey anlar lakin anladığı şey ile metnin maksadı olan anlam arasında her zaman uyum olmayabilir. Sapmada burada başlar. Hariciler K.Kerim okuyorlardı yada bugün onların uzantıları olan kimselerde dillerinden Kur'an-ı düşürmüyorlar hatta bir şeyler anlıyorlar lakin anladıkları şeylerin ne kadar okudukları metnin kendilerinden istediği yada beklediği sonuçla anladıkları arasında uyum derecesi nedir? Hz. Ali ile İbn Mülcem aynı metne bakıyorlar, okuyorlar lakin farklı anlamlar çıkartıyorlardı.
Hz. Ali'nin meşhur sözüdür: "Okuduklarınız hak lakin sizin bu metne yüklediğiniz anlam (Murad) yanlış"
Her okuma yazma faaliyeti içine giren kimse okuduğu metinden bir şey anlar lakin metni okumaktaki maksad metni, metnin muradına uygun olarak anlamaktır. Metnin muradına aykırı her yorum ve her çıkarım insanın önceden sahip olduğu kendince doğru kabul ettiği kanaatlere uygun bir şekilde metni o yorumların içine hapsetmesidir. Burada metnin davet ettiği anlama teslimiyet yoktur tam tersine metne kendi kanaatlerini söyletme düşüncesi söz konusudur.
Metnin doğru anlaşılması için; Dilin bilinmesi. Metin dilinin tarih içerisinde kazandığı ve kaybettiği bütün anlamları doğru bir şekilde bilmek. Kim gibi? Ragıp el Isfahani gibi.
Metnin içine doğduğu toplumun o anki kullanış imkanlarını ve sınırlarını iyi bilmek.
Metnin içine doğduğu toplumun içindeki, dini, siyasi, ekonomik ve sosyal meseleleri iyi bilmek.
Metnin muhatabı olan şahsın ve şahsiyetlerin içinde bulundukları her türlü psikolojik değişimleri ve hareketleri bilmek.
Metnin sahibinin metin içerisindeki maksadının anlaşılmasına en uygun modellerin geçmiş toplumların ibretlik hikayelerini olduğunu bilmek ve geçmiş hakkında öz olarak verilmiş bilgileri detaylandırarak maksada uygun anlamlar çıkartabilmek.
Metnin dönüştürdüğü toplumu ve direnç gruplarının metnin tamamlanma aşamasındaki, metne konu olan hususları bilmek.
Metni en iyi anlayan, kavrayan, açıklayan, yaşayanın metnin kendisine indiği şahıs (peygamberler) olduğu gerçeğini göz ardı etmemek. Peygamberlerin etrafındaki şahısların ise (sahabiler) metni doğru anlama hususundaki kanaatlerinin mutlak anlamda dikkate alınması gerçeğidir ki, metnin inişine konu olan hadiselerin bizzatihi muhatabları kendileridir.
Bir metnin doğru anlaşılmasının birde ilmi bir dsiplin oluşturmanın ötesinde bahse konu olan kavramların insan açısından ele alınması gereken hususları vardır.
Kavramın bizzatihi kendisi vardır. Ateş, su, hava vb gibi
Kavramın yazıya dönmüş hali vardır.
Kavramın yazıdan okunuca zihinde oluşan hali vardır.
Kavramın zihinde oluşan haline tercüman olan dildeki hali vardır.
Bütün bu aşamalar Metnin içerisindeki bir kavramın anlaşılması için takip edilmesi gereken zorunlu faaliyetler olduğundan bahsediyor olsak da biliyoruz ki bir metnin içindeki kavramların anlaşılmasına yönelik zorunlu olarak her bir faaliyet kavramın ilk saflığında ki halinden uzaklaşarak anlama kavuşma talebine dönüşüyor olmasıdır. Aslında anlamak için kavramların asli halinden metne, zihne, dile düşme aşamasında asli halini muhafaza edemeden yani uzaklaşarak lakin aslından uzaklaşan ve bir çok hususunu yitirerek bize yaklaştırdığımız kavramlar üzerinden anlam çabasına girdiğimiz gerçeğidir.
Anlamak yorar dostum.
Herkes bir şeyler anlar lakin anladığı doğru olmayanlar doğruyu saptırarak, doğrudan saparlar. Üstelik hep doğru yaptıkları inancı ile yaparlar yanlışlarını. Dinlemezler ve sözün en güzeline talip olmak gibi bir arayışın içine de girmezler. Çünkü kanaatlerini metinden değil metne kanaatlerini onaylatmak için bakarlar ve temas kurarlar. Ön yargılardan kurtulamazlar, eleştiriye hiç açık değillerdir, kanaatlerini sorgulamazlar, iman ümit ile korku arasında olmasına rağmen kendilerini hep bir güven ve emniyet içerisinde hissederler.
Anlamak yani hakikati hakikat gibi anlamak zordur ve insanı yorar ve yalnızlaştırır. Anlamak bedel ister, emek ister, gayret ister. Anlamak sadece senin biligisine sahip olarak elde edilen bir şey değildir dostum. Doğru anlamak aynı zamanda Ben'in bilgisine de sahip olmayı gerektirir.
Efendimizin buyurdukları gibi: "Kendini bilen Rabbini bilir"
Bilmek doğru anlamak, maksada uygun anlamaktır. Bilmenin sonucu metnin sahibine kulluk ve itaattır.
Soru şu; Bilmenin sonucunda oluşmayan itaat ne kadar bilmek ve metni anlamaktır. Bilme iddiasının sonucunda hariciler gibi Hz. Ali'nin hayatına kasdetmek bilmenin hangi halidir?
Bilmek yorar dostum, o yüzden bilenler ile bilmeyenler bir tutulmaz. Bilmek neyi bilmektir?
Efendimiz sav in buyurdukları gibi; "İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar"
"Ölmez den önce ölünüz" Bilmek, uyanmaktır bilmeye talip olmak ölüme talip olmaktır. Ölüme talip olmak için mangal gibi bir yürek ve o yüreğe uygun bir iman gerekir. Dil susar kalp konuşur...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder