İnsan kimdir, nedir ve neden vardır, ne için yaratılmıştır
gibi varlığa ilişkin sorular insanın hayatın anlamını bulmak için öteden beri
cevabını aradığı sorulardır. İnsan dünyaya gönderilirken bu cevaplardan yoksun
olarak mı gönderilmiştir de bu cevapları aramaktadır yoksa bu cevaplarla
birlikte gönderilmiştir de insanlar zamanla bu cevapları kaybetmişler midir?
Varlık soruları düşüncenin, felsefenin ve de dinin konularıdır.
Felsefi olarak bir şeyler söylenebilir lakin felsefe de Dinlerden yardım
almadan varlık sorularına ilişkin tatmin edici cevaplar üretemez.
Bütün ilahi dinlerin ortak olarak birleştikleri hususların
başında insanoğlunun yaratılış öyküsüne ilişkin ortak bilgilerde mutabık
olmalarıdır. Bu ortak bilgilerde İnsanoğlunun atası Adem (a.s) ın Allah (c.c)
tarafından yaratılması ile insanlığın öyküsü başlamaktadır. İnsan yaratılmış ve
dünyaya gönderilmiştir. Hakikati bulma yetisi ve donanımı ile yaratılmış ve
hakikatin ne olduğunun bilgisi de insanın eline verilmiştir.
Bir üst varlık olan melekler kayıtsız şartsız Allah (c.c) ın
emirlerini yerine getirirler ve bu emrin dışında hareket edemeyen nurani
varlıklardır. Yatay bir düzlemde varlıklarını devam ettirirler. Yaratılış
mevkii olarak yatay bir düzlemden bahsediyoruz. Çünkü melekler sadece Allah
(c.c) nun emirlerini yerine getirmek için yaratılmışlardır. Onların çabası ve
icra ettikleri fiiller dolayısıyla bir üst mevki veya verilen görevi aksatmak
yada savsaklamak gibi iradi ve nefsani durumlardan ari oldukları için bir alt
makama düşmek gibi halleri yoktur.
İkinci olarak yatay bir düzlemde yaratılan varlıklar vardır.
Bunlar hayvanlar ve nebatattır. Bunlar ise ezelde planlanmış görevleri icra
ederler. İradi varlıklar değildirler ve hangi amaç için yaratılmışlar ise onu
icra etmeye mecburdurlar. Bu mecburiyetleri dolayısı ile onlarda yatay bir
zemin üzerinde hayati faaliyetlerini sürdürürler.
İnsan ise hem meleklerden hem de diğer canlılardan iradi bir
varlık olması hasebi ile ayrılır. İnsan yapıp etmelerinden dolayı sorumlu
tutulmuş ve yapıp etmelerinden dolayı belli dereceleri elde edebildiği gibi
kaybedebilmektedir de. Bu yüzden insanın varlık yolculuğu dikeydir. İnsan yapıp
etmeleri ile yükselebilir ve alçalabilirde. Bu yükselme melekler düzeyine hatta
melekler düzeyinin üstüne çıkabildiği gibi alçalmalarda hayvan derekesine yahut
hayvandan da daha aşağı konuma düşebilmektedir. İşte insanı diğer canlılardan
ayıran en temel yanı tercih sahibi olması dolayısıyladır.
İnsan neyi tercih
etmeli sorusu ise Dinlerin en temel konusu olmaktadır. Bütün ilahi dinlerin
çağrısı ortaktır. İnsan Allah (c.c) tarafından kendisine kulluk etmesi için
yaratılmış bir varlıktır. Bu çağrıya inanan ve bu çağrı doğrultusunda yaşamını
sürdüren kula ödül olarak cennet vaat edilmiştir. İnsan bu çağrıya kulak
tıkayabilir bu bir tercih meselesidir. Yaratıcısı ve Rabbi olan Allah (c.c) nun emirlerini
duymaz hatta inkar edebilir lakin bu tecihinin sonucu olarak kendinse cehennem
azabı vardır. Buna inanmak ve inkar etmek hususunda tam bir tercih sahibidir.
Adem (a.s) ile başlayan peygamberler tarihi son peygamber
Muhammed (a.s) ile Efendimiz (s.av) ile son bulmuştur. Peygamberlerin zaman ve
mekana bağlı şeriatları değişse de değişmeyen tek hakikat ve çağrıları, İnsanın Rabbinden başkasına kulluk etmemeleridir.
İnsan başıboş bırakılmamış ve varlık amacını unuttuğunda, değiştirdiğinde yani
saptığında Allah (c.c) insanı uyarıcı olarak seçtiği nebileri, rasulleri
göndermiştir. En son elçi Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v) dir. Yani
Efendimiz (s.a.v) İnsanlığın son elçisidir ve bir daha uyarıcı gelmeyecektir.
Efendimiz (s.a.v) özelde cahili arap toplumuna dini tebliğ
etmiş lakin genel olarak bütün insanlığa gönderilmişti. Üstelik bu görevlendirilme
kıyamete kadar yani dünya hayatının sonuna kadar geçerli tek dindir.
Peygamberler sadece dini anlatmakla görevli değillerdir aynı
zamanda görevli oldukları dinin pratiğini de insanlara öğretmektedirler.
Efendimiz sav dini en ince ayrıntılarına kadar Müslümanlara öğretmiş ve bu
öğretilere sımsıkı sarılmalarını istemiştir. Geçmiş bütün ümmetlerde görülen en
büyük insanlık zaafı Peygamberler aralarından ayrıldıktan sonra dinlerini
bozmaları olmuştur. Bir daha peygamber gelmeyecekse bu ümmetin geçmiş ümmetlerde
görülen peygamberler sonrası zaafları nüksederse ne olacaktı. Geçmişte insanlar
dinlerini bozunca Allah (c.c) yeni bir elçi gönderiyor onların dinlerini
yeniden ikame ediyordu. Şimdi ise son elçi gelmiş ve dini en güzel şekilde
anlatıp görevini tamamlamıştı.
Efendimiz (s.av) geçmiş ümmetin düştüğü tuzakları anlatmış
ve kendi ümmetini gelecek hususunda da uyarmıştır. Hatta bazı gaybi hadis-i şeriflerinde
ise; Geçmiş ümmetleri takip ve
taklid hususunda “onlar kelerin deliğine
girseler sizde gireceksiniz”
buyurduklarında ashabın Onlar kimler Ya Resulallah Hristyanlar ve
Yahudiler mi dediklerinde, Ya kimler olacak diye uyarmıştır. Lakin efendimizden
sonra ümmet her geçen gün bırakılan mirasa sahip çıkmak yerine geçmiş
ümmetlerin düştüğü zaman ve mekanın nefsi talepleri karşısında yozlaşmış ve
dinin özünden kopmaya başlamışlardır. Bu yozlaşma 18. Y.yıldan sonara daha bir
artmış ve dinin özünden uzaklaşan ümmet sadce taklidi düzeyde yada kültürel
düzeyde Müslümanlığını sürdürmeye başlamıştır.
Tarihin belli dönemlerinde bozulmalar artınca Allah (c.c)
nun yardımı ile Korunan K.Kerim ve sahih sünnet yeniden kendimizi bulma
imkanını bize vermiş ve düştüğümüz yerden kalkarak yeniden dinin özüne uygun
hayat kurmayı başarabilmişizdir.
Günümüzde bozulmanın dip yaptığı bu dönemlerde ümmet kendini
yeniden sorgulamaya başlamış ve bozulmanın getirdiği bunalımlardan çıkmak için
yeniden K.Kerime ve sahih sünnete müracaat ederek dinin arzuladığı kulluk yetisini yeniden elde
etmenin çabasına, arayışına girmiştir. Elinizdeki bu çalışmada içinde
bulunduğumuz halin sorgulanmasına ve yeniden muradı ilahinin rızasına uygun bir
hayatın yeniden kurulmasına katkı verecektir. Efendimiz merkezli bu çalışmanın
içinde yaşadığımız hayatın, yaptığımız işlerin, aile yaşantımızın, sokaklarımızın,
camilerimizin, devlet yapımızın, akrabalık ilşkilerimiz vb bir çok hususun ya
efendimiz yanınızda olsa!? Nasıl olurduk gibi çarpıcı bir soru ile durumumuzu
gözden geçirmemize yardımcı olacaktır.
Ya Efendimiz (s.a.v) merkezli bir hayat kurarak tarih
sahnesindeki yerimizi alacağız yada edilgen olarak yada mukallitler olarak
tarih sahnesinden silineceğiz. Ya yeniden kulluk bilincine erişip yalnızca
Allah cc ya kul olacağız yada Allahtan başkalarına kul olarak hem bu dünyamızı
hem de ahretimizi kaybedeceğiz. İnşallah
bu çalışma bu amaçlara hizmet ederek okuyucusunun Efendimiz (s.a.v) merkezli
bir hayatı kurmasına katkı verir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder