5 Mart 2014 Çarşamba



Bir kitap için takdim yazısı 



İnsan kimdir, nedir ve neden vardır, ne için yaratılmıştır gibi varlığa ilişkin sorular insanın hayatın anlamını bulmak için öteden beri cevabını aradığı sorulardır. İnsan dünyaya gönderilirken bu cevaplardan yoksun olarak mı gönderilmiştir de bu cevapları aramaktadır yoksa bu cevaplarla birlikte gönderilmiştir de insanlar zamanla bu cevapları kaybetmişler midir?
Varlık soruları düşüncenin, felsefenin ve de dinin konularıdır. Felsefi olarak bir şeyler söylenebilir lakin felsefe de Dinlerden yardım almadan varlık sorularına ilişkin tatmin edici cevaplar üretemez.
Bütün ilahi dinlerin ortak olarak birleştikleri hususların başında insanoğlunun yaratılış öyküsüne ilişkin ortak bilgilerde mutabık olmalarıdır. Bu ortak bilgilerde İnsanoğlunun atası Adem (a.s) ın Allah (c.c) tarafından yaratılması ile insanlığın öyküsü başlamaktadır. İnsan yaratılmış ve dünyaya gönderilmiştir. Hakikati bulma yetisi ve donanımı ile yaratılmış ve hakikatin ne olduğunun bilgisi de insanın eline verilmiştir.
Bir üst varlık olan melekler kayıtsız şartsız Allah (c.c) ın emirlerini yerine getirirler ve bu emrin dışında hareket edemeyen nurani varlıklardır. Yatay bir düzlemde varlıklarını devam ettirirler. Yaratılış mevkii olarak yatay bir düzlemden bahsediyoruz. Çünkü melekler sadece Allah (c.c) nun emirlerini yerine getirmek için yaratılmışlardır. Onların çabası ve icra ettikleri fiiller dolayısıyla bir üst mevki veya verilen görevi aksatmak yada savsaklamak gibi iradi ve nefsani durumlardan ari oldukları için bir alt makama düşmek gibi halleri yoktur.
İkinci olarak yatay bir düzlemde yaratılan varlıklar vardır. Bunlar hayvanlar ve nebatattır. Bunlar ise ezelde planlanmış görevleri icra ederler. İradi varlıklar değildirler ve hangi amaç için yaratılmışlar ise onu icra etmeye mecburdurlar. Bu mecburiyetleri dolayısı ile onlarda yatay bir zemin üzerinde hayati faaliyetlerini sürdürürler.
İnsan ise hem meleklerden hem de diğer canlılardan iradi bir varlık olması hasebi ile ayrılır. İnsan yapıp etmelerinden dolayı sorumlu tutulmuş ve yapıp etmelerinden dolayı belli dereceleri elde edebildiği gibi kaybedebilmektedir de. Bu yüzden insanın varlık yolculuğu dikeydir. İnsan yapıp etmeleri ile yükselebilir ve alçalabilirde. Bu yükselme melekler düzeyine hatta melekler düzeyinin üstüne çıkabildiği gibi alçalmalarda hayvan derekesine yahut hayvandan da daha aşağı konuma düşebilmektedir. İşte insanı diğer canlılardan ayıran en temel yanı tercih sahibi olması dolayısıyladır.
İnsan neyi  tercih etmeli sorusu ise Dinlerin en temel konusu olmaktadır. Bütün ilahi dinlerin çağrısı ortaktır. İnsan Allah (c.c) tarafından kendisine kulluk etmesi için yaratılmış bir varlıktır. Bu çağrıya inanan ve bu çağrı doğrultusunda yaşamını sürdüren kula ödül olarak cennet vaat edilmiştir. İnsan bu çağrıya kulak tıkayabilir bu bir tercih meselesidir. Yaratıcısı  ve Rabbi olan Allah (c.c) nun emirlerini duymaz hatta inkar edebilir lakin bu tecihinin sonucu olarak kendinse cehennem azabı vardır. Buna inanmak ve inkar etmek hususunda tam bir tercih sahibidir.
Adem (a.s) ile başlayan peygamberler tarihi son peygamber Muhammed (a.s) ile Efendimiz (s.av) ile son bulmuştur. Peygamberlerin zaman ve mekana bağlı şeriatları değişse de değişmeyen tek hakikat ve çağrıları,  İnsanın Rabbinden başkasına kulluk etmemeleridir. İnsan başıboş bırakılmamış ve varlık amacını unuttuğunda, değiştirdiğinde yani saptığında Allah (c.c) insanı uyarıcı olarak seçtiği nebileri, rasulleri göndermiştir. En son elçi Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v) dir. Yani Efendimiz (s.a.v) İnsanlığın son elçisidir ve bir daha uyarıcı gelmeyecektir.
Efendimiz (s.a.v) özelde cahili arap toplumuna dini tebliğ etmiş lakin genel olarak bütün insanlığa gönderilmişti. Üstelik bu görevlendirilme kıyamete kadar yani dünya hayatının sonuna kadar geçerli tek dindir.
Peygamberler sadece dini anlatmakla görevli değillerdir aynı zamanda görevli oldukları dinin pratiğini de insanlara öğretmektedirler. Efendimiz sav dini en ince ayrıntılarına kadar Müslümanlara öğretmiş ve bu öğretilere sımsıkı sarılmalarını istemiştir. Geçmiş bütün ümmetlerde görülen en büyük insanlık zaafı Peygamberler aralarından ayrıldıktan sonra dinlerini bozmaları olmuştur. Bir daha peygamber gelmeyecekse bu ümmetin geçmiş ümmetlerde görülen peygamberler sonrası zaafları nüksederse ne olacaktı. Geçmişte insanlar dinlerini bozunca Allah (c.c) yeni bir elçi gönderiyor onların dinlerini yeniden ikame ediyordu. Şimdi ise son elçi gelmiş ve dini en güzel şekilde anlatıp görevini tamamlamıştı.
Efendimiz (s.av) geçmiş ümmetin düştüğü tuzakları anlatmış ve kendi ümmetini gelecek hususunda da uyarmıştır.  Hatta bazı gaybi hadis-i şeriflerinde ise;  Geçmiş ümmetleri takip ve taklid  hususunda “onlar kelerin deliğine girseler sizde gireceksiniz”  buyurduklarında ashabın Onlar kimler Ya Resulallah Hristyanlar ve Yahudiler mi dediklerinde, Ya kimler olacak diye uyarmıştır. Lakin efendimizden sonra ümmet her geçen gün bırakılan mirasa sahip çıkmak yerine geçmiş ümmetlerin düştüğü zaman ve mekanın nefsi talepleri karşısında yozlaşmış ve dinin özünden kopmaya başlamışlardır. Bu yozlaşma 18. Y.yıldan sonara daha bir artmış ve dinin özünden uzaklaşan ümmet sadce taklidi düzeyde yada kültürel düzeyde Müslümanlığını sürdürmeye başlamıştır.
Tarihin belli dönemlerinde bozulmalar artınca Allah (c.c) nun yardımı ile Korunan K.Kerim ve sahih sünnet yeniden kendimizi bulma imkanını bize vermiş ve düştüğümüz yerden kalkarak yeniden dinin özüne uygun hayat kurmayı başarabilmişizdir.
Günümüzde bozulmanın dip yaptığı bu dönemlerde ümmet kendini yeniden sorgulamaya başlamış ve bozulmanın getirdiği bunalımlardan çıkmak için yeniden K.Kerime ve sahih sünnete müracaat ederek  dinin arzuladığı kulluk yetisini yeniden elde etmenin çabasına, arayışına girmiştir. Elinizdeki bu çalışmada içinde bulunduğumuz halin sorgulanmasına ve yeniden muradı ilahinin rızasına uygun bir hayatın yeniden kurulmasına katkı verecektir. Efendimiz merkezli bu çalışmanın içinde yaşadığımız hayatın, yaptığımız işlerin, aile yaşantımızın, sokaklarımızın, camilerimizin, devlet yapımızın, akrabalık ilşkilerimiz vb bir çok hususun ya efendimiz yanınızda olsa!? Nasıl olurduk gibi çarpıcı bir soru ile durumumuzu gözden geçirmemize yardımcı olacaktır.
Ya Efendimiz (s.a.v) merkezli bir hayat kurarak tarih sahnesindeki yerimizi alacağız yada edilgen olarak yada mukallitler olarak tarih sahnesinden silineceğiz. Ya yeniden kulluk bilincine erişip yalnızca Allah cc ya kul olacağız yada Allahtan başkalarına kul olarak hem bu dünyamızı hem de ahretimizi kaybedeceğiz.  İnşallah bu çalışma bu amaçlara hizmet ederek okuyucusunun Efendimiz (s.a.v) merkezli bir hayatı kurmasına katkı verir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder