İslam alemindeki sorunlar yetmiyormuş gibi, Türkiyemizdeki kavgalar azmış gibi buna birde dersaneler üzerinden İktidar,cemaat kavgası ve kargaşası eklendi. Kavganın taraflarının malumu olduğu üzre mesele eğitimin bir parçası konumunda olan dersaneler değildir. Dersaneler üzerinden kavga verilmektedir.
Bu tartışma ve kavga bize iki husus hakkında yeni bilgiler sunmaktadır.
Konunun birinci tarafı olan hükümet ve onun temsil ettiği AKP'nin varlık nedeni ve siyaset yapma gerekçesi; mevcut Türkiye Cumhuriyeti düzeninin adil ve istenilen bir insani ve islami bir düzlemde olmadığı savından hareketle, sistemin halkın iradesine yaslanarak yeniden insani ve islami düzlemde ele alınarak yeniden düzenlenmesidir.
Kavganın ikinci tarafı olan hizmet hareketi diye bilenen Cemaat ise; Türkiye cumhuriyeti kurulduğu günden beri İslamı ve müslümanları bir mesele olarak görmüştür ve bu bakış açısı yanlıştır vede değiştirilmesi, mücadele edilmesi gerekmektedir. Bunun için sistem içinde kalarak ve sistemin elverdiği imkanlarıda kullanarak halkın iman ile ve islamla kucaklaşmasını eğitim yolu ile temin etmektir. Bunun için evler, dersaneler ve okullar açılarak bu dönüşümün sağlanması hedeflenmiştir.
Türkiyenin geçmiş 50 yıllık siyasi ve eğitim tarihine baktığımızda bu iki hareketin faaliyetlerini ve çalışmalarını bariz bir şekilde görürüz. Burada neyin doğru neyin yanlış, kimin haklı kimin haksız olduğu üzerinde durmanın doğru olmadığını düşünmekteyim. Aslolan bir gerçek varsa oda Hem AKP'nin hemde Cemaatın ortak hedefleridir. O ortak hedef Türkiye Cumhuriyeti devletinin islamla ve müslüman halk ile verdiği mücadeleyi devleti dönüştürerek barıştırma amaçlarıdır. Bu amaç çerçevesinde mücadele eden Ve biri siayasi diğeri eğitim alanında konuşlanmış olan bu hareketlerin bazan yolları kesişmiş bazanda ayrılmıştır. Fakat her ne olursa olsun her iki harekette bu maçtan kopmamıştır. En azından mahrem alanlarda ki konuşmalarında varlık nedenlerini hep bu amaç için olduğu hususunda kitleleri motive ve ikna etmişlerdir.
AKP ve Gülen hareketi Türkiyenin yaşadığı 28 şubat ve hemen akabinde gerçekleşen 2001 ekonomik krizi ile hem siyasette yaşanan hemde ekonomi ve eğitim alanında yaşanan tıkanmanın ardından yolları kesişmiş ve varlık nedenleri olan Türkiye yi dönüştürme fırsatlarını elde ettiklerini görerek zımni bir kader birliği içerisinde hareket etme becerisini ortaya koyabilmişlerdir. Birlikte hereket etme becerisi 7 senenin sonunda meyvesini vermiş ve Türkiye adeta kurluş felsefeleri ile yüzleşerek 80 yıldır islamla ve müslümanlarla olan kavgasını bitirdiğini ilan ederek devlet barış elini uzatmak zorunda kalmıştı. Bu Türkiyede faaliyet gösteren bütün müslümanların ve cemaatların bir başarısı idi..
Hedeflere bu kadar yaklaşan siyaset ve eğitim kurumlarının dış dünyada ve iç çevrelerde uyandırdığı tedirginlikler beraberinde kirli entrikaların ve oyunların oynanmasını kaçınılmaz kılmıştır. Birde buna Yeni Türkiyenin nasıl olacağı hususnda İktidar ve cemaat arasında yaşanan fikir ayrılığı bu fitnelerin dahada büyümesinin zeminini hazırladı. Diğer önemli bir faktörde Her büyüyen yapının dış yapılarla olan teması gerçeği ve bu ilişkilerin doğurduğu beklentilerin kavgaya eklemlenmesi ile kavga iyiden iyiye büyümüş ve ittifak çatırdamaya hatta kavgaya dönüşmüştür.
Şimdi konunun her iki muhatabı olan bu çevrelere sorulması ve hatırlatılması gereken husus, ne oldu sizin ortak hedeflerinize? Siyaset ve eğitim bir araç değil miydi? hedef devletin islamla ve müslümanlarla buluşması ve bunun kalıcı temellere oturtulması değil mi idi.? Medya bunun için, okullar bunun için, parti ve iktidar bunlar için kurulmamış mı idi.? Şimdi ne olduda elinizdeki araçları birbirinizi kırmak ve dökmek hatta yok etmek için kullanabiliyorsunuz?
Türkiye'nin bu hedefler doğrultusunda belli bir mesafe aldığı doğrudur ama hedefe ulaşılabilmiş midir denilirse asla deriz. Hem eğitim alanında öyle çarpıklıklar ve bozukluklar vardır, hemde siyasette devlet, islam kucaklaşması henüz halkın beklentileri doğrultusund gerçekleşmemiştir.
Yıllardır dişiyle ve tırnağı ile mücadeleyi buraya taşımış müslüman halkı bu derece cemaat ve parti kişiselleştirmesi ile ayrıştıranlar ve küçük hesaplar peşinde müslüman tabanı kavgaya sevkedenlere sadece Ahireti hatırlatmayı borç bilirim. Dersaneler kalmalı diyenler bu eğitim sistemi böyle gitsin dokunmayın mı demek istemektedirler? Dersaneler kalksın diyenler biz eğitim sistemini temelden değiştiriyoruz bu değişiklikte dersanelere ihtiyaç yok mu demektedirler. Allah aşkına! İslam bu kavganın neresinde? Milli eğitim okullarının hali ortada. Çocukların bu okullarda bu şekilde eğitiliyor oluşları hemen her bir açıdan kayıp değil midir? Çocuklarımız milli eğitim bakanlığı okullarında sigaradan, uyuşturucuya, alkole, ahlaksızlığa sürüklenmemekte midirler? bununla ilgili müfredatta ve okulların fiziki ve eğitim kadroları açısından hangi tedbirler alınmaktadır? Hala ilköğretim çocuklarının türkçe kitaplarında Atatürk ilke ve inkılapları üzerinden islam ve müslümanlar aşağılanırken ve milli ve manevi değerlerine yabancılaştırılırken dersaneler mevzu bu sorunların hallinin neresi üzerinden tartışılmaktadır. Hemen herkes elini vicdanına koysun ve varlık nedenini yeniden gözden geçirdikten sonra kavganın bir tarafı olacaksa ondan sonra olsun. Müminler birbirlerine karşı merhametli kafirlere karşı şiddetlidirler. Öyle iman etmiyor muyuz yoksa?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder