2 Eylül 2013 Pazartesi

Benlik savaşının kazananı kim?

Bilgi, edinen kişinin başını öne eğdirir. Onu mütevazılaştırır. Hakikatin bilgisine erişenler benlik savaşından şiddetle kaçınırlar. Onlar hayata ve eşyaya bakarken yüzeysel bakmazlar değerlendirme biçimleri sathi değil derunidir.


 Anlaşılamamak yada yanlış anlaşılmak onları kaderidir. Toplumun kendilerine verdiği en yüksek "deli" rütbesini hiç gocunmadan ve aldırış etmeden taşırlar.
Bakışları devamlı kendi içlerine yöneliktir. Kusuru dışarıda değil içeride ararlar, eğitimde öncelikli saha kendi nefis alanlarıdır. Bazen kendilerini o kadar hırpalar ve eleştiri girdabına sokarlar ki zannedersiniz dünyanın en azılı adamı içlerine girmiş de onu terbiye etmekten başkalarına bakmaya vakitleri kalmamış dersiniz.
Camide bile kendilerinin ön safta durmaya ehil ve layık olmadıkları düşüncesi ile safın en arkasında boynu bükük fakat sadrı açık görürsünüz. Herkesin  cami avlusunda, konferans salonlarında, toplantılarda, tv ve radyolarda büyük büyük laflarla ve naralarla hakikat anlatımına giriştiği yerde onların boynu bükük anlatılanlara inandıklarını hatta yaşadıklarını görürsün.
Onların apoletleri yoktur devamlı halk ile iç içedirler. sıradandırlar ve sıradışı olmayı benlik davası olarak görürler. Büyük apoletli adamlar rahat koltuklarından devlet kurup yönetmeye kalktıklarında onlar kendi iç devletlerini idare etmekle meşguldürler. Yıllardır konuşupda bir adım ileri gidemeyenlere inat onlar iç dünyalarının yolunu ve tepelerini aşıp zirveden dünyayı sessizce ve büyük bir sukunetle vede hayranlıkla temaşa etmektedirler. Hayrandırlar çünkü seyran olmuşlardır.
İnandığı değerlere olan bağlılklarına hayatlarını şahit kılarken bu değerlerin ulularına olan yakınlıkları akrabalık seviyesindedir. Akrabayı sever gibi severler, akrabayı korur gibi korurlar, onlara karşı besledikleri ayrılık duygusu babanın yada ananın ayrılık acısı mesabesinde devamlı yüreklerinde hissederler. O yüzden genellikle mahzundurlar, kederlidirler.
Onların konuştukları meseleler yoktur yaşadıkları vardır. O yüzden pek konuşurken görünmezler genellikle dinleme halindedirler. Dinlemeyi konuşmaya, yaşamayı anlatmaya tercih ederler.
Hayata hep şükür penceresinden bakmaktadırlar. Onlarda isyan yoktur. İsyana da gerek yoktur çünkü hayatın iplerini elinde tutanı çok iyi bilmekte ve tanımaktadırlar. Panik hali nedir bilmezler bile. Hayatları sabır ile şükür arasındadır. Hep rıza halindedirler. Varken azmazlar yokkende isyan etmezler. Varken şükür halinde yokkende sabır halindedirler.
Her işti ve oluşu mutlak yaratana bağlarlar. Ben demezler belki biz derler fakat her zaman sadece O, O derler. Ve hep O'nu anış halindedirler. Anarlar, hatırlarlar, hatta hatırdan hiç çıkartmazlar. Bilirlerki hatırda olanlar hatırlanırlar ve hatırı olanlar ikramada en layık olanlardır. Hatırlarlar, hatırlatırlar ve hatırlıdırlar.
İmrenerek ve içi geçerek baktıkları ve peşinden koştukları dünya oyuncakları yoktur. O oyuncaklardan birisine sahip olmak için hiç kimsenin başına basmazlar hatta genellikle onların başlarına basıldıklarını görürsünüz. Onlar için dünya bir durak hatta uyku hali ölünce uyanacakları bir durak.
onlar........

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder