26 Mayıs 2013 Pazar

Suriye'de vurulan islam medeniyeti

Müslüman olmanın birinci şartı Kelime-i Tevhid sözünü bilerek ve inanarak söylemektir. Yani dil ile ikrar, kalb ile tasdikten ibarettir iman. İman etmiş yani kelime-i tevhid sözünü ikrar eden kimseye Müslüman denilir. Dil ile ikrar etmenin yönü insanlar nezdinde oluşudur yoksa aslolan kalp ile tasdikdir. Dil il ikrarın sırrı insanlara yöneliktir. Kalp kısmı ise Allah cc ya yöneliktir ki O, kişinin imanının hangi derecede olduğunu bilir. İmanın şartları hem K.Kerimde hemde Hdis-i şerflerde belirtilmiştir. Burada tarih içerisinde bir takım siyasi kırılmalar neticesinde oluşmuş itikadi tartışmaların içerisine çekmek değildir bu yazının hedefi. Bu yazının hedefi , bu tarihi kırlmalar neticesinde oluşmuş ve siyasi mülahazalar ile taraflara dönüşerek bugün siyasi çekişmelerin kullandığı ve kendine haklı bir zemin üretmek için bu itikattan beslenen şiddet tarftarlarına bir ihtar ve uyarı olması içindir.


Batı düşüncesi maddi alanda elde ettiği başarılar ile yükselmiş fakat kendisini yücelten madde ve enerji hususunda madde ve enerji nedir soruna temelli cevaplar üretememiş ve tıkanmıştır. Bu tıkanıklık hem siyasi, hem kültürel anlamda derinleşerek devam etmektedir. Maddeyi kullanan, ondan enerjiyi elde eden fakat bunlar nedir dediğinizde sorunuza cevap üretemeyen tıkanmış bir batı ilim düşüncesi ile karşı karşıyayız.

Batı Maddeyi vee nerjiyi kullanma becerisi ile Siyasi anlamda elde ettiği üstünlüğü kaybetmek üzeredir. Şuna emin olunuzki bu düşünsel tıkanıklığı batı kendi mahareti ve ilmi disiplini ile aşamayacaktır. Yeryüzünde hemen her medeniyet batıyı taklit etmekle batıya yaklaşacağını hatta geçebileceği savıyla yıllardır çabalamaktadır. Bu çabaları hemen her bir medeniyeti kendisi olmaktan çıkartmış batının sahiline yavaş yavaş yanaşmalarına neden olmuştur. Bugün hangi medeniyetin batı ile boy ölçüşecek hali ve mecali vardır? Peki müslümanların durumu farklı mı sorusunu sorabilirsiniz. Bende hemen hayır farklı değil derim ve hemen eklerim YALNIIZ müslümanların elinde onları dönüştürecek öyle bir potansiyel varki işte o potansiyel dipdiri yılların biriktirdiği tozların altında kendisi ile teması beklemektedir, kendisinin farkedilmesini beklemektedir. O büyük potansiyel K.Kerimdir.
Dünyanın egemen güçleri içinde bulundukları tıkanıklıklarının farkındadır. Bu potansiyelinde farkındadırlar. Meseleyi uzatmadan ve tarihi derinliklerine inmeden günümüz dünyasında yaşanan hadiselere bu pencereden bakmayı temine çalışacağım. Suriye özelinden bu meseleyi daha iyi anlarız diye düşünüyorum.
Batı gerilemesini yavaşlatmak ve kendi yerini alabilme ihtimali olan müslümanların bu potansiyele uzanmalarını tarihi kökleri olan meşru ayrılık zemini üzerinden çatışmaya dönüştürerek durumunu kurtarmaya çalışmaktadır.

suriye meselesi üzerinde bırakın bütün taraf ve karşı taraf olan batı ülkelerini, bu onların durumu kurtarma çabalarının bir neticesi, benim üzerinde durmak istediğim müslümanların bu savaşta derin bir oyunun farkına varmadan tarafları olmalarıdır. Bu taraf olma hali istikbalin kurban edilmesi demektir. Bu basiretsiz tarafgirlik müslüman neslin geleceğini zehirlemek demektir. Suriye üzerinden Sünni ve şii kavgası çıkartarak varolan potansiyeli yeniden tarihin karanlık koridorlarına hapsetmek demektir. Meselenin tarafı olan İran, Türkiye, Suudi arabistan ve Mısır bu ağar sorumluğun bilincinde olarak hareket etmemektedirler. Kısır ve küçük ulusal hedefler büyük ümmetin oluşumuna giden yolu tıkamaktadır ve varolan potansiyeli tarihin kanlı sayfalarına atarak yeni bir itikadi savaşın fitilinin ateşlenmesi demektir ve bu potansiyeli yeniden mezhepçiliğin dar yorumlarına mahkum etmek demektir.
Şimdi  konumuza dönersek, müslüman olmanın şartını yazımızın başında söylemeye çalışmıştık . Müslüman olmanın gereklerinden  biriside bir müslümanın diğer bir müslümanı katletmesi meşru değildir, haramdır. Müslüman müslümanı katledemez. Peki günümüzde müslümanların siyasi mülahazalarla bir birilerini çok rahat bir şekilde katlediyor oluşlarını neyle açıklayabiliriz. Hatta ibadet aşkıyla kardeşinin kanına giriyor olmasını hangi islami düşünce ile açıklayabiliriz. Bir şiinin cebinden çıkan kitapta bir sünnin öldürülmesinin caiz ve kendisinin öldürülmesi halinde de cennete gideceğini yazan akıl hangi sapkın düşüncenin mahsulüdür ve Hangi Kur'andan, hangi Peygamberden beslenmektedir. Ve bunun karşıtı olan bir Selefinin cebinden çıkan kiataptada bir şii için aynı gerekçelerle ve aynı bakış açısı ile katliamı savunulabilmektedir. Bu mezhepçi anlayışın ve müslümanların kendisine bir tehdit olarak yönelen bu inanışın, bugünün dünyasında müslümanlara verebileceği, katabileceği hiç birdeğer yoktur. Bu düşüncenin sahipleri sadece bugünümüzü değil, yarınımızı tehdit etmekle kalmıyor tarihimizde karalar atarak kirlettiklerinin farkına bile varamıyorlar. Bu düşüncenin sahipleri ne kadar samimi olursa olsun yaptıkları ile mübarek islama değil başka mahvillerin değirmenine su taşıdıklarının farkında bile değillerdir.
Müslüman olmanın şartı bellidirde, şiiciliğin ve seleficiliğin  şartı size hangi manevi genişliği, hangi düşünce zenginliğini veriyor ve şartları nelerdir. Herkesin bir mezhebi olsun ama ne olur mezhepçi olmayın. Tarihte bunun acısını derin yaşadık, yaşadığımız bu acılar hala düşmanlık üretiyor, bu acılara yenilerini katarak düşmanlıkları artırmayın. Kim bu düşmanlıkları artıran düşüncenin peşinde koşarsa koşsun ve hangi gerekçelerden beslenirse beslensin bilsin ki islami değildir. Bilsinki oltanın ucundaki Allah yazan yemli olta şeytanın elindedir.
Batı, suriye'de müslümanların içinde bulunduğu bu derin çatlaktan istifade ederek her iki tarafın tarihten gelen ayrılıkları çatışma zemini üreterek ve bir daha müslümanların bir araya gelemeyecek şekilde ayrıştırarak kendi durumunu düzeltmeye çalışmaktadır. Evet esed zalimdir ve gitmelidir. Fakat bunu müslüman 4 ülke bir araya gelerek halletmelidir. Bu mesele ne İran'ın Lübnan ve hizbullah koridoru meselesidir ve buradan israili sıkıştırma gerekçesi kadar cılız değildir nede Türkiye'nin yeniden Osmanlı rüyasını diriltmek peşinde koşması kadar küçük değildir. Bu mesele Müslümanların gelecekte şiilik ve selefilik üzerinden hiç bitmeycek kavganın fitilinin ateşlenmesidir. Yol yakınken dönülmelidir. Kim şiicilik ve sünnilik mülahazası ile meseleyi ele alıyorsa farkına varmadan batının kuklası derekesindedir bilmiş olalım.
Ölen her can, akan her kan, bombalanan her şehir bizimdir öldürdüğünüz her şahıs, attığınız her kurşun medeniyetimizin kalbine saplanıp biz kahrolurken batı ve aklı kısa olanlarımız sevinebilmektedir. Yazıklar olsun Hz. Peygamber Efendimizi üzenlere, Yazıklar olsun Hz. Ali ve Hüseyin Efendilerimizi üzenlere ve yazıklar olsun bir müslümanın kanını akıtmayı caiz gören düşünceyi taşıyanlara.

Ahmet Gürbüz
http://ahmetgurbuzblog.blogspot.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder